Aliya, adaletin izdüşümüydü


Aliya, adaletin izdüşümüydü

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 28 Ekim 2018 Pazar 05:10


Vefatının 15. sene-i devriyesi münasebetiyle Aliya İzzetbegoviç, Elazığ Belediyesi tarafından düzenlenen bir sempozyumla anıldı. Zeynep Yücel’in etkinlik haberi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Oğlu İbrahim’in vefat ettiği güne denk gelince güneş tutulması, Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştu: “Ey insanlar! Biliniz ki güneş ve ay Allah’ın kudret alâmetlerinden ikisidir. Bir kimsenin vefatı veya birinin hayatı sebebiyle tutulmazlar...” (Müslim).

Bundan tam on beş yıl önce, 19 Ekim 2003 günü fânî hayata veda edip, âlem-i bekâya gözlerini açmıştı Alija İzzetbegoviç. Cenaze töreni boyunca sağanak sağanak boşalan yağmurları göklerin ağlamasına benzetmekten bizi alıkoyan şey ise sadece sevgili Efendimizin yukarıdaki ikazıdır. Bununla birlikte o ürpertici manzaranın rahmeti, merhameti hatırlatmasının kaçınılmazlığı ise, onun adalete şahitlik ettiği hayatına bir nebze tanıklığımızdan olsa gerek…

Vefatının on beşinci sene-i devriyesi münasebetiyle Elazığ Belediyesi tarafından bir panel düzenlendi. Konuşmacılar Aliya’nın dava arkadaşı, Bosna milli marşının şairi, şu anda da Saraybosna Üniversitesi öğretim üyesi olan Cemalettin Latiç ile eski milletvekillerinden, kendisi de Boşnak kökenli olan Hüseyin Kansu idi. Kendisi aynı zamanda tercümanlık da yaptı. Moderatör ise sosyolog Mustafa Doğan’dı.

“Bombalanmamış cami yoktu”

Program Elazığ Belediyesi tarafından hazırlanan, Ömer Erdoğan’ın yapımcılığını üstlendiği belgeselle başladı. Daha sonra Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz, ev sahibi olarak açılış konuşmasını yaptı ve Bosna ile ilgili şahsi hatıralarını aktardı. Savaş sonrasında, 1998 yılında Bosna’da doğalgaz altyapısı, ısıtma sistemleri ve benzeri altyapı çalışmaları için bulunmuşlardı. “Bombalanmamış cami neredeyse yoktu” dedi başkan Yanılmaz ve ekledi: “Kurşunlanmış kilise de yoktu…” Saraybosna Üniversitesi kütüphanesinde içinden şarapnel parçaları çıkan kitaplar da var mesela bu hatıralarda. Bir de Mustafa İzzet Bey. Yanılmaz ve arkadaşları oradaki bir camide yapılan mevlid programından ayrıldığı sırada cemaate şöyle seslenir Mustafa İzzet:“Yüz yıldır bizi öksüz ve yetim bırakan Osmanlılar geldi. Ayağa kalkalım ve onları tekbirlerle uğurlayalım.” Bunun akabinde cemaat yerinden kalkar ve Türkiye’den gelen misafirler ayrılırken cami tekbirlerle çınlamaktadır. (Bunlar güzel duygular… Biz de dinlerken duygulandık tabii… Belki de mesele sadece hatıralara hapsederek nostaljik bir duygusallığa mahkum etmemektir?)

 
“Aliya adaletin izdüşümüydü”

Oturumu yöneten Mustafa Doğan da buna değinerek, “Anlamaktan yoksun bir anmanın anlamsız olduğunu” vurguladı. Aliya’nın dava arkadaşı olarak aramızda bulunan Latiç’i takdim etmeden önce yaptığı dava tanımı da gerçekten altı çizilmeye değer; özellikle de davanın siyasallığa hapsedilerek kısırlaştığı şu günlerde:“Bir Müslüman için dava insanları ahlak ve adaletle buluşturmaktan başka bir şey değil.” Aliya’yı Aliya yapan da başka bir şey olmasa gerek… Doğan’ın şu cümleleri de gayet müfid ve muhtasardı: “Alnı secdeye değmeyen ama slogan atan, iktidar ve itibarı eksene alan, abdestsiz bir nesil yetiştiği bir gerçek. Artık çanlar Hıristiyan dünyası için çalmıyorsa da camilerdeki ezanlar da karşılık bulmuyor.”

Sonra sözü Cemalettin Latiç aldı. Kendi şahsında Bosna ve Aliya’nın gördüğü ilgiden memnundu. Türkiye’de İstanbul gibi büyük şehirlerden başka bölgelerde rastladığı ilgi, mesela Bosna-Hersek adlı bir bulvarın var oluşu, bu panel haricinde katıldığı diğer programlarda gördüğü alaka kendisini heyecanlandırmıştı. Bu hissiyatını“Bosna’ya dönünce burayla ilgili bir makale yazacağım” diyerek ifade etti. Ayrıca Elazığ için bir başka müjde de verdi: Cemalettin Latiç’in Genç Müslümanların (Mladi Müslimani) mücadelesini anlattığı kitapları Türkçeye tercüme ediliyor ve yılbaşında bu kitapların tanıtımı için yeniden aramızda olacak inşallah.

Avrupa’da İslam varlığı

Latiç kişisel anılarından, savaş hatıralarından ziyade Avrupa’daki Müslüman varlığını eksene alan bir konuşma yaptı diyebiliriz. Bununla ilgili Batılı düşünürlerin ifadelerini paylaştı. Mesela Hegel, İslam’ın mesajını tamamladığını ve artık doğduğu eksene geri çekileceğini söylüyordu. Batı medeniyetinin son yüzyıldaki temsilcileri bunu sadece iddia veya temenni etmemişti. Latiç, Boşnakların Osmanlı sonrasındaki yüz kırk yıl içerisinde İslam karşıtı beş ayrı rejimin yönetime geçtiğini ve on büyük katliam yaşadığını hatırlattı. Anadili yasağı, çocuklara Müslüman isimleri konamaması, bir şekilde konacak olursa da bu ismi taşıyanların kamu görevi yapamaması, eski camiler yok edilir ya da işlevsiz bırakılırken, yenilerinin yapılmasının da yasaklanması gibi baskıcı uygulamaları anlattı.

Latiç, imam-hatip lisesini bitirmiş, yirmi yaşında bir genç olduğu böylesi zor günlerde komünizmin çökeceğini, İslam’ın yeniden güçleneceğini söyleyen biriyle tanışır: Aliya İzzetbegoviç. Bu konuşmaları Genç Müslümanlar Fikir Kulübü çatısı altında yapmaktaydılar. İslam Deklerasyonu kitabı bu konuşmalar neticesinde ortaya çıkmıştı diyen Latiç, kitabın kendilerine son derece büyük bir özgüven sağladığını belirtti. O kadar ki Müslümanlar 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in o bölgede bulunan askerlerine yaptıklarının yanlış olduğunu açık bir şekilde söylemekten çekinmiyorlar imiş.

“Müslümanlara izin veremeyiz”

Aliya ve diğer on bir arkadaşıyla birlikte 1983 yılında İslam davasından tutuklanan Cemalettin Latiç, içlerinde yaşça en küçük olandır. Akla hayale gelmeyen işkenceler gördüklerini, kendisinin tüberküloza yakalandığını, yine de çalışmaya devam ettiklerini, Aliya’nın kendilerini sürekli motive ederek şunu söylediğini ifade etti:“Buradan çıkacağız ve ilerde yönetime geçeceğiz.” Hapishane günleriyle ilgili olarak, o dönemde henüz çok genç olan Latiç’in şu mealdeki sözleri de çok manidardı:“Orda hepimiz ölebilirdik, ama biz önemli değildik. Aliya’yı düşünüyorduk, o sağ çıkmalıydı, çünkü liderdi.”

Hapishane yıllarında üzerinde çalıştıkları parti taslağı, 1990 yılında hayata geçirilir ve Aliya genel başkan olur. Amaç ise Latiç’in ifadesiyle şudur: “Camileri açmak, İslami hayatı canlandırmak.”

Latiç, Batı dünyasının İslam’ı kıskandığını ama Allah’ın nurunu tamamlayacağını ifade ederek, Bernard Lewis’in bir sözüne dikkat çekti. “Dünyada belirleyici olmak isteyen Müslümanlara izin veremeyiz. Özellikle Türkiye’ye karşı her zaman bir planımız olmalı.”

Cemalettin Latiç’in konuşmasının ardından kısa ve coşkulu bir konuşma yapan Hüseyin Kansu, başkomutan olarak seçildiği gün meclis kürsüsünden Aliya’nın dilinden dökülen ders mahiyetindeki sözlerini aktardı. Bizim de hem bu yazıda hem de her daim son sözümüz bu olsun:

“Büyük Allah’a yemin ederim ki asla köle olmayacağız!”

Zeynep Yücel


Dünya Bizim

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat