İslam'la ayağa kalkmak!


Ali BULAÇ, İslam'la ayağa kalkmak!

Ali BULAÇ


A+ |Normal |A-


Batı karşısında uğradığımız ağır yenilgi sonucunda artık bu dünyanın Müslüman olarak ayağa kalkamayacağını, Batı'nın uzattığı asaya dayanarak yürüyebileceğimizi öne sürenler bugün fikir, bilim ve siyaset sahnesinde varlıklarını liberal, sağcı-muhafazakar, solcu, sosyalist veya milliyetçi olarak sürdürmektedirler.


İslamcılar ise “Yenildik ama tekrar İslam'a sarılıp ayağa kalkacağız” diyenlerdir. Batıcıların yeni bir fikri, toplumsal, politik ve bölgesel hamle yaparken İslamiyet'in referans alınmasına karşı durmaları eşyanın tabiatına uygundur. Ancak sorun, “İslamiyet'i din olarak seçenler”in nasıl olur da İslam dinini “iman-ahlak” ve “siyaset-devlet” olarak ikiye ayırıp aslolanın iman ve ahlak olduğunu, siyaset ve yönetim olmadan da Müslümanlığın dünyadaki maksatlarının tahakkuk edebileceğini düşünmeleri, üstelik bunu anti-İslamcı bir retorik ve argüman olarak kullanmalarıdır. Bu bana iki açıdan imkansız gibi geliyor:

a) İslam bir bütündür; diğer bütün dinlerden farklı olarak imana munzam somut bir şeraite sahiptir. Belki temel olarak imanı alıp ibadet, muamelat ve ukubatı bunun üzerine inşa etmenin daha isabetli olduğunu söylemek mümkün. Önceliklerle ilgili bu görüşe saygı duyulur; bir içtihat farkıdır. Ama İslamiyet'in dünyaya ilişkin hükümlerinin olmadığını, “var ama imana göre önemsiz olduğunu”, ihmal edilebileceklerini demek başka şeydir. Bunu diyen “Kitab'ın bir bölümüne inanıp bir bölümünü inkar etmiş” (Bakara, 85) olur. Yakından bakıldığında imanla ameli birbirinden ayıran Mürcie bile, hükümleri ihlal edeni günahkar saymış ancak Harici aşırılığa karşı günahkarı dinden çıkarmamıştır. Maalesef bugün Türkiye'de “sosyal-sivil Müslümanlık” adı altında giderek dinin somut hükümlerini önemsizleştiren ve dini Hıristiyani tarzda salt inanca ve ahlaki hizmete indirgeyen diyanetçi ve mütedeyyin laikçi bir eğilim gelişmektedir.

b) Bir Müslüman fikir, alim ve kanaat önderi –aynı zamanda diniyle tutarlı yönetici, siyasetçi- bir konuda (idare, maddi ve sosyal sorunlar, bölgesel meselelerde) fikir yürütecekse, veya eleştirip çözümler üretecekse, bu zihni çabasını dinin referanslarına dayandırmak zorundadır. Kişinin, asl'a ve usul'e uygun olarak, neyi savunduğunu, neye niçin karşı çıktığını, bir öneriyi ne diye yaptığını varlığı ve delaleti kat'i nasslara göre anlatması ihtiyari değil, mecburidir. Tarihte “hem Müslüman fikir adamıyım, siyasetçi veya kanaat önderiyim hem de fikir yürütürken şu veya bu delile dayanma mecburiyetim yoktur” demeyi kimse göze almış değildir. Çok sayıda mezhep ve fırka olmuştur ama sözcüleri, görüşlerini bir temele dayandırma lüzumunu hissetmişlerdir. Mesela İttihad-ı İslam'a karşılık AB'yi veya Avrasyacılık'ı savunuyorsanız, Müslümanların nasıl olur da diğer Müslümanları bir kenara bırakıp başkalarıyla ittifak kurabileceklerini bize anlatmanız lazım. Liberal özgürlükleri savunuyorsanız dini vecibelerin nasıl olur da kişisel tercih ve bireysel seçimlere konu olabileceğini anlatmanız beklenir. Demokratsanız “şûra argümanı” dışında iktidar ve yasamanın kaynaklarını belirlemeniz lazım. Ben yaptım oldu olmaz.

İslamcıları eleştirmek bir hak ve görevdir. Ama bir liberal, bir milliyetçi veya bir solcunun eleştirisi ile bir dindarın eleştirisi farklı olmalı değil mi? İslamcı'yı İslam üzerinden eleştirmek lazım. İslamcıyı Batı'nın değerleriyle eleştirdiğinizde, Batı'yı İslam üzerine de hakem kılmış olursunuz. Bu, 1.400 yıllık tarihte şimdi görülen en büyük bid'attır.

150 senedir İslamcılardan başka bu dünyada fikir üreten çıkmadı; Batı'da yazılmış kitaplardan tercümelerle fikir yürütmek, akademik modeller geliştirmek, politikalar devşirmek marifet değildir, bu rahat zihinlerin işidir. Tartıştığımız konu İslamcıların hata ve sevaplarının ötesinde, dinin varoluşuyla ilgili itikadi bir konudur. Ben kişisel olarak dünyevi hükümleri zımnen dahi iptal eden bir fikri savunmayı itikadi açıdan göze alamam. İslamcılığı ıskartaya çıkarmak, 150 yıldır “İslam'la ayağa kalkacağız” iddia ve davasından vazgeçmek demektir. Samimi Müslümanlar şuna karar vermeli: Dünyevi hayatı düzenleme iddiasını bir kenara bırakıp İslamiyet'i laikleştirecek miyiz, yoksa maksatlara uygun özgür, ahlaklı, adil ve birliği esas alan bir dünyanın kurulması mücadelesine devam mı edeceğiz?

Zaman 


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat