AK Parti ve İslamcılık 1-2-3


Ali BULAÇ, AK Parti ve İslamcılık 1-2-3

Ali BULAÇ


A+ | Normal | A-


AK Parti ve İslamcılık-1

17 Temmuz tarihli yazısında Ömer Lekesiz şöyle der: “Ali Bulaç, bu yeni süreçte kendisinin ve diğer dengecilerin hiçbir hükümlerinin kalmayacağını açık açık gördüğünden… Erdoğan’a düşmandır… Sonuç olarak Türkiye İslamcılığı’nın kaderi büyük oranda Erdoğan’ın kaderine bağlıdır.”

Bunu Lekesiz’e yakıştıramadım. Doğru değil, bir analiz ve fikir değil. Öznel bir suçlamayı devasa bir olayı açıklama aracı olarak kullanmak bizi sadece hakikatten uzaklaştırır.

Türkiye İslamcılığı’nın kaderinin “büyük oranda” Erdoğan’ın kaderine bağlanması yanlış. İslamcılık ilhamını İslam’dan alır, Hz. Peygamber (sas) vefat ettiğinde Hz. Ömer’in tepkisi karşısında Hz. Ebu Bekir şu tarihî cümleyi kullanmıştı: “Kim Muhammed’e tapıyor idiyse, bilsin ki Muhammed ölmüştür, Allah ise bakidir.” İslam yaşıyor, İslamcılık da yaşıyor. Hasan el Benna öldü Müslüman Kardeşler yaşıyor, Said Nursi vefat etti, Nurculuk yaşıyor.

İslamcılığın Erdoğan’la ilişkilendirmesi hata. Bunu irdeleyelim:

AK Parti İslamcı bir parti midir?  Hayır. Çünkü;

a) Kurulurken dinî referans almadıklarını, İslamcı olmadıklarını açıkça iç ve dış kamuoyuna deklare etmişlerdir,

b) Benimsedikleri siyasi kimlik (muhafazakâr demokrasi), programları; 2002’den bu yana takip ettikleri sosyal ve iktisat politikaları, kültür ve medeniyet tasavvurları, din anlayışları ve dini kamusal hayat içinde konumlandırma biçimleri; bölge ve uluslararası politikaları İslamî değildir. Mesela bütün hatalarına rağmen Müslüman Kardeşler, Cemaat-i İslamî “İslamcı partiler, İslamcı siyasî hareketler”dir; bunu açıkça deklare etmektedirler, genel politikaları da İslam dairesi içinde şekillenir. Ama AK Parti ne İslamcı partidir ne Siyasal İslam’ın temsilcisidir. Muhafazakâr demokrat kimliğiyle liberalizmden, sosyal demokrasiye ve milliyetçiliğe kadar her kaptan bir kaşık alıp bir halita çıkarmıştır.

Buna rağmen ne AK Parti’ye ne Erdoğan’a düşmanlığım ve husumetim var. Ancak eleştirilerim var. (Her ne kadar akademisyenlikten sonraları siyasete atlayan bir zat bana “bavulunu hazırla” diyorsa da (Yeni Şafak, 2 Ağustos 2014)  kişisel bir husumet içinde olmayı kendime yakıştırmam. Ayrıca 12 Eylül’ü ve 28 Şubat’ı iliklerine kadar yaşamış biri olarak bavulum hazırdır, bundan şeref duyar, günahlarımın keffareti sayarım. İbn Teymiyye şöyle demişti: “Bizi neyle tehdit ediyorsunuz? Zindana atarsanız Yusuf aleyhisselam gibi ders görürüz, sürerseniz hicret ederiz, öldürülürsek şehid oluruz. Her durumda kazançlı olan biziz!” Elhamdulillah!)

Lekesiz’in sorularına dönecek olursak. Siyasi görüşleri, kimliği ve icraatları dolayısıyla AK Parti’ye olan eleştirilerim;

1) Esastandır, yani usulle ilgili değil, esasla ilgilidir.

2) Diğer grup ve cemaatler gibi partiyi son 8-9 aylık olaylar dolayısıyla değil, iktidar olduğu günden beri eleştiriyorum.

3) Eleştirilere rağmen yeri gelince desteklerim de. Sebebi: a) Esasa katkısı olur diye  ümit ettiğim durumlar çıktığında; b) Herkesi içine alan özgürlükler genişlettiğinde, hukuk devleti olma yolunda adım attığında desteklerim,  c) Kapatılmak istendiğinde arkasında durdum, bugün de dururum. Tayyip Erdoğan’a hukuk dışı, sandığın ötesinde bir saldırı vuku bulduğunda Erdoğan’ı desteklerim. Sandıkla gelen sandıkla gitmeli. Siyasî suçun cezası sandık, adlî suçun cezası adil yargıdır.

Bir İslamcı olarak esastan muhalif olduğum bir harekete ilişkin eleştirilerim de tabii ki esastan olur,  eleştiriler sol-sosyalist, milliyetçi veya liberallerin eleştirilerinden tamamen farklıdır. Bu eleştirileri bir cemaat veya başka siyasi hareket adına da yapmıyorum.

Derdim ve davam İslam, İslam dünyası ve İslamcılıktır. İslamcılık bu toprakların en eski akımıdır, bu topraklara aittir; Batı’dan etkiler almışsa da “batıcı” değildir. Bu harekete milyonlarca mü’min erkek ve mü’min kadın emek vermiştir. Prensip itibarıyla “Biz İslamcı değiliz, dini referans almıyoruz” diyenlerin önce sigaya çekilmesi lazım: Madem öyle baştan niçin içinde yer aldınız? Sizi iktidar yapan milyonlarca mü’minin kahrı ve emeğiyle sürmüş İslamcı mücadele ve miras değil mi? Hem babanın mirasını tepe tepe kullanıyorsunuz, hem redd-i miras yapıyorsunuz.

Dramatik olanı muhalifleri bunlara inanmıyor, bütün hata ve yanlışlarını İslamcılığa fatura ediyorlar. Yani nimet muhafazakâr demokrasinin, külfet İslamcılığın. Bu beni fazlasıyla üzüyor, rahatsız ediyor. Devam edeceğiz.

AK Parti ve İslamcılık-2

AK Parti’nin “İslamcı bir parti olmadığı, İslamcı politikalar takip etmediği ve elbette İslam ve İslamcılığın onun hata ve yanlışlarından sorumlu tutulmayacağı” hususu teslim edildikten sonra, geriye kurucu ve politikacılarının “dindar kimlikleri ve bizim mahalleye mensubiyetleri” kalır.

Tabii ki yöneticilerinin dindarlığı, bizim mahalleden olmaları önemlidir. Aramızda hak ve hukuk söz konusu, beraber çalışmışız; dostluklarımız, arkadaşlıklarımız var. Öyle de olsa “Ben hocamı severim, ama hakkı ondan daha çok severim.” ve “Hak yücedir, hiçbir şey ondan daha yüce değildir” denmiştir. Şu halde bir İslamcı hem hak adına gördüğü hata ve yanlışlıkları dile getirmeli, hem referans alınmayan İslam’ı ve İslamcılığı muhafazakâr bir partinin hatalarına ortak etmekten kaçınmalıdır. Mesele bundan ibaret de değildir. Şöyle ki;

AK Parti’yi kuranlar –iyi niyetlerine binaen- yanlış içtihatları dolayısıyla tekfir edilemezler. Ama “dindar görüntüleri”nin dinin kendisine verdiği zarar merkez sağ ve milliyetçi siyasetçilerin dindarlıklarından çok daha fazladır. Çünkü temel siyasi tercihleri ve takip ettikleri politikalar dolayısıyla dinin içini boşaltıyorlar, İslam’ın asla temel felsefi varsayımları itibariyle onaylamadığı bir iktidarın yol açtığı zulüm ve haksızlıkların İslam’a ve Müslümanlara fatura edilmesine sebep oluyorlar. Bunu samimiyetle arzu etmeseler dahi, geçmişleri ve dindar görünürlükleri dolayısıyla dindarlık üzerlerine yapışmış bulunmaktadır.

Deneysel olarak anlıyoruz ki, bu gidişle dindar siyasetçiler eliyle İslam dini protestanlaşıyor, dünyevileşip maddileşiyor. Bu İslam âleminin daha uzun yıllar Batı’nın tahakküm ve hegemonyası altında kalmasına yol açıyor. Protestanlaşma ve sekülerleşme tehlikesine 1993’lerde Bilgi ve Hikmet dergisinde etraflıca dikkat çekmiştik.

Esastan eleştirim şudur: Ortada modern ulus devletin tanımladığı bir iktidar var. Bu iktidar bize ait olamaz. İslamcılık adına siyaset yürütenler öncelikle modern iktidarı iyi tanıyıp –ezbere sloganlar değil- bunun kelam ve fıkıh zemininde kritiğini yapmaları gerekir. AK Parti’de siyaset yapanlardan bunu beklemiyoruz ama hiç değilse bunun hayati derecedeki önemine dikkat çekenlere hoşgörülü davranmaları gerekmez mi? Öyle yapmadıkları gibi “bizim dindar kimliğimiz yeterlidir” deyip onları uyaranları dışlıyor, ötekileştiriyor, dolaylı yollarla baskı altına alıyorlar.

Şu soru önemlidir: 12 yılda İslamcılığın üç hedefinden hangisine bir miktar yakınlaştık?

1) Türkiye toplumu hangi düzeylerde varlık âlemini, hayat ve dünya görüşünü, insanın anlam ve amacını İslami perspektiften anlamaya ve yorumlamaya başladı? Bu dönemde kamu kaynakları denizinde yüzen iktidar evreninde kaç entelektüel yetişti, kaç önemli eser verildi?

2) Takip edilen sosyal ve iktisat politikaları toplumu İslam’ın hedeflediği özgürlükçü, ahlaki ve adaletli hayat tarzına yaklaştırdı mı, yoksa uzaklaştırdı mı? Sosyal mobilizasyon barış ve bir arada yaşama yönünde mi, yoksa derin kutuplaşma ve çatışma yönünde mi sürüyor?  

3) AK Parti iktidarı, önce bölgesel entegrasyon, arkasından İttihad-ı İslam idealine ne kadar hizmet etti? Bizi bu ideale yaklaştırdı mı, uzaklaştırdı mı? Bugün İslam dünyasının sadece yönetim kademelerinde değil, samimi entelektüelleri, kanaat önderleri ve kamuoylarında Türkiye’yi ciddiye alan bir coğrafi bölge kaldı mı?

Bize ait olmayan bir iktidar bizi kendisine benzetti, ejderhayı öldürmeye giderken ejderha olduk. Toplum çözülüyor; aile derin sarsıntı geçiriyor; eşitsiz ve adaletsiz gelir bölüşümü vicdanları yaralıyor; koruma altına alınan bir zümre magandalaşıyor, iktidardan elde ettiği gelirle görgüsüzleşiyor, yoksullara karşı duyarsızlaşıyor; toplum anlamdan ve amaçtan yoksun tüketimle tahrik ediliyor; milliyetçilikler ve mezhepçilik azdırılıyor; milyonlarca dar ve sabit gelirli kredi politikalarıyla bankalara bağımlı hale getiriliyor. Şehirlerimiz gökdelen ormanları halinde Batı’nın gecekondularına dönüşüyor; boş retoriklere rağmen Türkiye küresel güçlerin arkasında hazan yaprağı gibi sürükleniyor, sıkıştığı yerde NATO’yu imdada çağırıyor: Toplumu ahlaki ve sosyal olarak takviye etmesi gereken cemaat ve tarikatlar, sivil gruplar kamu kaynakları üzerinden devlete bağlanıyor.

Ömer Bey’e soruyorum: Bu eleştirilerin hangisi haksızca, insafsızca? Bitmedi.

AK Parti ve İslamcılık-3

AK Parti’nin İslamcı bir parti olmaması bizim onun siyaset felsefesine ve takip ettiği politikalara eleştirel bakmamızı zorunlu kılar ama hasmane duygularla ona karşı hukuk ve siyaset dışı komplolar kurmamıza gerekçe teşkil etmez.

Bunun altını çizdikten sonra İslamcıların İslamcı olmayan siyasetle yol almayı nasıl aklileştirdiklerine bakalım: Hedefe ulaşmak için ara zamanlar-ara aşamaların katedilmesi lazım; AK Parti ara zaman ve aşamalar için araçtır.

       Kişisel olarak MHP’den RP’ye kadar yaşadığımız tecrübenin bu fikrin isabetli olmadığını anlamış bulunuyorum. Bu yöntem hem bizi İslam’ın ahlaki ve hukuki ideallerinden uzaklaştırıyor, hem araç bizi kendine benzetiyor. Öyle bir noktaya geliyoruz ki, bize geçmişte kim ne yapmışsa aynısını biz de yapmaya başlıyoruz.

       Yine de bu yöntemi kullananları niyetleri dolayısıyla mahkum etmek hatadır, sadece yanlış yolda olduklarını söyleyebiliriz. Bu bir içtihat hatasıdır ve Ömer Lekesiz’in iddia ettiğinin aksine kimseyi içtihat yapma özgürlüğünden men edemeyiz. Dünün İslamcılarına göre Hizmet’in yolu “içtihat farkı”na dayalı yol değil de, yok edilmesi gereken bir sapkınlık ise, diğerleri için de AK Parti’nin takip ettiği yol aynı olur. Bunun sonucu çatışmadır. Doğrusu şudur:

       a) Hangi dinden olursa olsun aradaki en temel ihtilafı dahi –onlar saldırmadıkça- bunu güzel söz, öğüt ve hikmetle tartışıp sonucu ahirete bırakmak;

       b) Mezhepleri hakikatin kendisi addetmeyip furuattan olan fıkhi ve kelami içtihatlarla sınırlandırmak; (Lekesiz’in Şii ve Selefi-Vehhabiliğe karşı öne çıkardığı Sünni asabiyeti yanlış buluyorum),

       c) Cemaatler ve tarikatlar arası dini anlayış ve pratikleri de içtihad farkına hamledip Müslümanlar arası çatışmalardan kaçınmak.

      Meseleyi bu seviyede ele almayanlar, kendilerini eleştirenleri özdeşleştikleri iktidarın zihni ve politik araçlarını kullanarak, hatta bir adım ötesine geçip devletin zalimane gücünü kullanarak iktidarı savunmaya başlıyorlar; onların her politikasını onaylamayanları hain ilan ediyorlar. Bu yanlış.

      Muhalif bir İslamcı’nın dindarların iktidarından talep edeceği yegane şey “temel haklarının güvence altına alınması”dır. Bunların başında ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkını kullanırken kendini güvende hissetmesi, nifak ve ihanetle suçlanıp mahkum edilmemesi gelir.

      Tabii ki AK Parti ile diğer partiler aynı değil. Ama bu AK Parti’yi bir Müslüman olarak masum gösterme ve her hatasına “olsun, bizdendir” demenin gerekçesi değildir. En başta bizler AK Parti’yi eleştirmeliyiz. Bir Müslüman, ancak fıkıh ve kelam kitaplarında şartları belirlenmiş bir siyasi liderin tam olarak arkasına takılır. Geçmişte İslam alimlerinin neredeyse tamamı, fıkıh ve kelam açısından “ideal imamı veya halife”nin şartlarını sıralayıp cair yöneticilere muhalefet ettiler. Bugün “hak söz söyleme” konumunda olması gerekirken, İslam alimlerinin bu şartları haiz olmayan siyasetçileri kayıtsız şartsız destekleme mevkiinde olmaları; milletvekili veya bakan olmak için entelektüel ve akademisyenlerin siyasetçiler karşısındaki uslu duruşları hüzün verici. Bilmiyorlar mı ki asıl ve sahici iktidar bilgi, irfan, ahlaki rehberlik, hukuk mücadelesi ve fikirdedir.

       Müslümanlar arasında da derin ihtilaflar olabilir. Bunun çözüm yolları Kur’an ve Sünnet’te belirlenmiştir.

      a) İki taraf bir araya getirilir, hakemler ihtilafı görüşür ve haklı ile haksızı ayırteder;

      b) Hakemlerin kararına uymayan tarafa karşı ortak tavır alınır;

      c) Haksız taraf yola gelmezse ona karşı mücadele edilir, ama “haddi aşmayın” emrine riayet edilir. Mesela salt bir suçlama veya itham dolayısıyla bir grubun tamamı maddi, mali ve kurumsal olarak imha edilemez; ceza kolektif, toplu ve intikamcı uygulanmaz. Biri diğer tarafın tamamına “siz hırsızsınız”, diğeri “topunuz paralelci ve hainsiniz” diyemez.

      d) Bir taraf haklı olsa bile ortak düşmanlardan biriyle ittifak kuramaz.

     e) İslam, ahlak ve edeptir. Edep dahilinde tartışmasını, müzakere etmesini bilmiyoruz. Söze okkalı hakaret, küfür, kötü sıfatla başlıyoruz. Buradan hayır çıkmaz.

        Türkiye İslamcıları, dindarları, cemaat ve grupları bu sınavda başarılı olamadı. Ortadoğu’daki mezhep grupları ve fırkalar da aynı durumdadırlar. Tih çölüne düştük, bunun 40 yıl cezasını çekeceğiz. Bu ilahi yasadır.


Yukarı Dön

Yorum yap yorum

Yorumlar

Sevda Suner
13.09.2016 12:38

AKP MİLLİYETÇİLİĞİ VE OSMANLICILIK!
AKP milliyetçiliği, İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!
El Kaide'nin 4 çeşit fraksiyonundan,Taliban, Müslüman K., ÖSO ve Hamas’ı kullanan AKP, İttihat Terakki'nin politik İslamını yeniden bayrak yaptı!

Görüldüğü gibi Pan İslamist, Pan Turanist AKP dünyadaki diğer İslamcı hareketlerle iç içedir. AKP milliyetçiliği, Devletçiliği İttihat Terakki Osmanlıcılığıdır!!
Artık bugün AKP rejimini savunan, Erdoğan'ın başkanlığını savunan biri, Suriyeli, Bosna'lı veya Somali'li kim olursa olsun bu, yeni ümmetin bir parçasıdır...Uygarlıkları silip süpüren bu barbarlığın yüz yıllık özlemi Osmanlıcılık ve Ortadoğu’lu İslamcı görüşlerin kaynaşması bugünkü AKP’nin dinci yüzünü oluşturuyor.

Pan Türkist, pan islamist çizgiyi esas alan AKP, 12 Eylül 1980 Cuntasının temellerini attığı ANAP, MHP, DYP çizgisinin yeni şartlara uyarlanmasıdır. Askeri cuntaların Terörle Mücadele Şubelerinde devşirilen bu politik İslamcılar,
15 Temmuz ile ortaya çıkan duruma bakılırsa, büyük Mafya gurupları, ÖSO, Müslüman Kardeşler, NUSRA, Taliban, Hüda-Par, Hamas, Işid vb. gibi eğilimlerin daha fazla göze çarptıkları, tabanın çoğunluğun ise ırkçı, pan Turancı Pan İslamist MHP-DP-ANAP-Ulusalcı zihniyetinde olduğu ortaya çıktı...
Osmanlıcılığın son dönemindeki, İttihat Terakkicilerin muhafazakârlık ile değişme arasında bocalayıp duran kitle piskolojisini en iyi şekilde bugün RT Erdoğan temsil ediyor!

İlginç olan AKP’nin kimi “palalılar”, kontrgerilla örgütlenmesi, fevri topluluklar v
Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat