Aklını Kaybeden Modernizm


Aklını Kaybeden Modernizm

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 12 Haziran 2016 Pazar 23:23


“Dünyaya aydınlık gözle bakan kişi yaşamın çürüyüp giden bir tohum olduğunu gözler kuşkusuz. Yalnızca özgür bir ruh üstünde mutsuzluktan başka bir şey bitmeyen çayırlardan vazgeçip sonsuzluğun kokusunu içine doldurmayı bilir”

Küre Medya / Haber Merkezi
“Dünyaya aydınlık gözle bakan kişi yaşamın çürüyüp giden bir tohum olduğunu gözler kuşkusuz. Yalnızca özgür bir ruh üstünde mutsuzluktan başka bir şey bitmeyen çayırlardan vazgeçip sonsuzluğun kokusunu içine doldurmayı bilir”



Aklını Kaybeden Modernizm - Sümeyra CANBAZ

“Dünyaya aydınlık gözle bakan kişi yaşamın çürüyüp giden bir tohum olduğunu gözler kuşkusuz. Yalnızca özgür bir ruh üstünde mutsuzluktan başka bir şey bitmeyen çayırlardan vazgeçip sonsuzluğun kokusunu içine doldurmayı bilir”

(Maalouf, 2004, 358)

Dünyadaki hiçbir nesne göründüğü gibi değildir. Görmek ve bakmak arasında oluĢan açık fark, zihindeki bazı süreçlerden sonra, her Ģeyi insan olduğundan farklı algılar. Bu farklı algılayıĢta, zihindeki süreçler etkili olduğu gibi nesnelerin sahip olduğu özellikler de belirleyicidir. Zihindeki süreçler; herkesin bildiği gibi algıda seçicilik, gruplama, geçmiĢ yaĢantılar ve benzeri etkiler sonucu meydana geldiği söylenebilir. Nesnelerden kaynaklanan  farklı  algılamanın  nedeni  nesnelerin  üç  boyutlu  olmasıdır.  Ġlk  boyutta  bizi ilgilendiren Ģey, ikinci boyutta onun içinde göründüğü fon, üçüncü boyutta örtülü olan ötesi, yani bilinmeyen âlem vardır.(1)  Dünya kendi parçalarından birini bize bir gerçeklik uzantısı olarak uzatır. Bizim içinde gördüğümüz ortam o vurgulanan nesnenin ikinci boyutu niteliğindedir.(2)

İçinde  bulunulan  ortama  göre  algılarımız  değişir. Bu  ikinci  boyutun  bilinmezliğidir. Üçüncü boyut için şu örneği verebiliriz: Önümüzde hazır bulunan şeyler, bize yalnız ön yüzlerini gösterirler, arka yönünü göstermezler. Tersi durumda da ön taraf için bu geçerlidir. Her durumda çevremizin gerisine gizlenen, çevremizin ardında kalan ve onu sarıp sarmalayan muazzam bir örtülülük vardır.(3) Bütün bu değişebilirlik ve bilinmezlik arasında, nesneleri somut olarak algılamamızı sağlayan şey, nesneleri endekslediğimiz değerlerdir. Bu değerler, her insanın zihninde var olan “paradigmalardır.” Böyle düşündüğümüzde her insanın farklı bir paradigması yani dünya görüşü olması gerekir. Her insanda var olan zihin yolları, hayatları boyunca onları farklı davranışta bulunmaya iter.

İnsanın beyninde 1011 adet sinir hücresi olduğundan bahsedilir. Her bir sinir hücresi farklı kombinasyonlarla farklı sinir yolları oluşturmaktadır. Her bir olaya farklı bir tepki versek bile hayatımız sona erdiğinde kullanmadığımız pek çok zihin yolumuz olacaktır.

Bütün bunlar göz önüne alındığında etrafımızda sürekli farklı davranış şekilleri görmemiz gerekir ancak günümüzde başarılı veya başarısız kişilerin sürekli aynı davranışta bulunduğunu görüyoruz. Bunun nedeni, Pavlov‟un keşfettiği koşullanmadan başka bir şey değildir. Beyin bir kere şartlandığında sebep sonuç ilişkisinin olmadığı tepkiler verir. Yeni dünya düzeninde bütün insanların zihninde var olan paradigma, “modernizimdir”.  İnsanlar  bu  paradigma  etkisinde  doğdukları  günden  itibaren  çeşitli toplumsallaşma süreçlerinden geçirilerek koşullandırılmaktadır. Modernizmin kapsama alanı o kadar geniştir ki dünya üzerinde onun istediği davranışları sergilemeyen insan neredeyse yoktur.

Aynı koşullanmayı yaşama yani taklitçilik ise modernizmin temel düşüncelerinden olan telaşlı hayatın ürünüdür. “Taklitçilik çoğu zaman bir problemin çözümüne gidilen en kestirme yoldur. Telaşlı hayat yaşayanlar, vakti bol insanlardan daha kolay başkalarını taklit ederler. Böylece telaşlı hayat tek düzelik sağlar.” (4)

İnsanın  koşullandırma  süreci,  aileyle  başlar.  Birey  anti  sosyal  olarak  doğar.    Aile çocuğun davranışlarına ilk yön veren kurumdur, bireyi toplumsallaştırır, evcilleştirir. Bu süreçte aile kurumu; aileni sevmelisin, milletini sevmelisin, çamurda oynamamalısın, şu mesleği seçmelisin, şu insanlarla konuşmamalısın gibi ifade ve telkinlerle çocuğu yönlendirir. “Çocuğun ilk öğrendikleri, çocukta bazı tavırlar, yani onun temel, kesin ya da dağınık tavırlarını oluşturan bazı kalıcı eğilimler meydana getirir. Daha sonra çocuk büyüdükçe ve kişiliği oluştukça bu kesin ve dağınık tavırlarına, daha az kesin ve daha kendine özgü tavırlar eklenir.” (5) Aslında çocukta olması gereken kendine özgü tavırlar aile içerisinde fazlalık görülür ve topluma hazır hâle getirebilmek için çocuğun kendine özgü yönleri törpülenir.

İnsanlar, aileden  sonra en fazla  okullarda  modernizmin paradigmasıyla koşullanmaktadır. Okulun görevi insanları yetiştirmek, onlara hayatta karşılaştıkları problemleri çözebilmeyi öğretme olarak bilinmektedir. Oysa okullarda bilgiyi yinelemek bilgi sayılmaktadır. Her zaman için okullarda ders işleme düzeni bellidir. Öğretmenler, derslerini okullarda var olan düzene göre işler. Öğrencilerin derslerde bilgiye ulaşma yollarını, sorunları çözme yöntemlerini öğrenmesi gerekirken öğrencilere salt bilgi yüklemesi yapılmaktadır. Kuru bilgilerle zihinler doldurulmaya çalışılmaktadır. Öğrencilerin sosyal dünyaları ve karşılaştığı zihinsel sorunlar hiçbir zaman düşünülmemektedir. Bu da bireylerin sosyal yaşamda karşılaştıkları problemlerle baş edememelerine yol açmıştır. Bütün bunlara rağmen her sorunun kaynağı eğitimsizlik olarak görülmeye devam etmektedir, fakat kişileri zorla bir okula kapatıp pahalı bir dizi süreçten geçirip, eğitimli ya da bilgili de yapamayız.

Ortaçağ‟ın totaliter ve bağnaz yapısından dolayı insanlar Tanrı‟ya körü körüne bağlanmışlar, ellerinin sadece Tanrı‟ya dua etmekle meşgul olduğundan uygarlaşamadıklarını düşünmüşlerdir. Dünyanın bütün güzel nimetlerinden mahrum kalmışlardır. Bilim adına yapılan keşifleri gördükçe modernizmin gelmesini büyük bir iştiyak ve arzuyla istemişlerdir. Modernizm paradigmasının oluşumu Rönesans ve Reform süreçlerine dayanır. Rönesans‟la birlikte kilisenin Avrupalılara takdir ettiği şekli ile dini ya da ilahi temeller üzerine yükseleceği yerde hümanist değerlere dayalı olarak  yükselmeyi  tercih  etmiştir. Rönesans,  ana  felsefe olarak  “insanı” en  mükemmel varlık olarak kabul ediyordu. Artık Tanrıya ihtiyaç yoktu. Bu oluşum, Aydınlanma Çağı düşünce sistemi ve pozitivist dünya görüşü ile beslenerek daha da güçleniyordu.(6) Reformun gelmesiyle de toplum ve Tanrı arasındaki engeller kalkmış artık yalnızca “insan” ve “Tanrı”  var denmiştir. Daha sonra insanlar akıllarıyla Tanrı’ya pek de gerek olmadığını düşünüp akıllarının her şeyi gerçekleştirebileceğine inanmışlardır.

“Rönesans‟la birlikte ün kazanan ve modern uygarlığın bütün programını önceden özetleyebilen bir kelime vardır: Hümanizm. Her şeyi insancıl boyutlara indirgemek, üst düzeydeki ilkeleri hesaba katmamak, simgesel olarak ifade edilirse, yeryüzünü fethetmek bahanesiyle gökyüzünden yüz çevirmek söz konusuydu. Hümanizm, çağdaş Laisizm’in ilk şekliydi. Her şeyi doğrudan doğruya kendisini amaç kabul eden insanın ölçülerine indirgenmek istendiğinden sonunda insanda bulunabilecek en düşük seviyeye kadar aşama aşama  inildi.  Sadece  insan  tabiatının  maddi  yanına  ait  ihtiyaçların  tatmin edilmesine çalışıldı. Boşuna bir çalışma! Çünkü insan tabiatı tatmin olabileceğinden daha fazla suni ihtiyaçlar yaratır.” (7)

Modernizmle  insanlar  yalnızlaştırılır,  bireysel  başarılar  öne  çıkarılır.  insana  “önemli olan sensin” denir ve yalnızlaştırılan birey daha kolay yönlendirilir. Toplum böylece atomize  olur,  parçalanır  ve  yutulur.    İnsanlara  ulaşmaları  için  hedefler  koyulur.  Birey kendisine yaslanır, sorumluluk gereken kararlar verdiğini düşünür. En önemlisi Ortaçağ’ın baskıcı dünyasından sonra özgür kaldığını düşünür. “Bireyselcilik” her şeyden önce entelektüel sezginin inkârı anlamına  gelmektedir, çünkü  entelektüel sezgi özü    itibariyle bireyüstü bir melekedir. Ayrıca bu sezginin öz alanı olan bilgi düzeyinin, yani en gerçek anlamıyla metafiziğin inkârı anlamına gelir” (8)

Modernizmin    iki    yüzü    vardır:    Bireysellik    ve    akılcılık.    İnsanlar    benliklerini yükseltirken aslında akıllarına tapmışlardır. Oysa insanı büyüten aklı değildir. Akıl, sadece insanın amacına ulaşırken kullandığı araçlardan biridir. Bugün akıl amaç hâline gelmiş ve kendi kendine zarar vermeye başlamıştır.

Kendi aklını her şey sanan modern insan aklıyla ürettiği bilim dışında bir şey tanımak istememektedir. Fakat modern bilim bugün saf akılla var olduğu için hakikat noktasından çok uzaktır. Bilimler dünyanın madde ve metafizik yönünün incelenmesiyle ortaya çıkmıştır. Bugünkü bilimler asıl olan bilimlerin en maddeci ve pratikte en iyi uygulanabilir  taraflarıyla  varlığını  sürdürmektedir.  ilk  hâlinden  çok  şey  kaybetmiştir. Örneğin kimyanın asıl hâli simyadır. Simyanın var olduğu dönemde onunla uğraşan insanlar kimyayla uğraşanları “kömürcüler” diyerek küçümsemekteydiler. Kimyacılar bu bilimin en maddeci ve basit yönüyle uğraşmaktaydılar. Fizik de metafizikle beraber var olmuştur. Eğer fizik metafizikle var olmaya devam etseydi atomun parçalanması bugün savaşlarda kullanılmazdı.

“Modern insan kendisini hakikat noktasına yükselteceği yerde, hakikati kendi seviyesine indirmektedir.” (9)  İnsanlar benlikleri yükseldikçe, kendinden başkasını göremez oldukça yalnızca kendi çıkarlarını düşünmeye başlamıştır. Her şeyde kendini merkeze koyan insan maddi anlamda kendini ne kadar yükseltirse yükseltsin hep bir yanını  unutarak ilerleyemeyecektir. Ahlaksal anlamda sürekli gerileyecektir. Batının içinde bulunduğu durum bunun çok iyi bir örneğidir. Batı bugünkü durumuna sömürgecilikle gelmiştir. Göklere ulaşan gökdelenlerinin büyüklüğü hiçbir anlam ifade etmez.  Aristoteles de bunu “Atina Sitesi”nin kaleleri ayakta iken ahlakı harabe olmuştu.” sözüyle desteklemektedir.

Amerika‟da iç savaştan bugüne kadar yer alan büyük değişiklikler, kişisel ilerlemeler için geniş imkânların doğurduğu bir gayret havası içinde yapılmıştır.(10) Bu yüzden Amerika modernleşmede idol hâline gelmiştir. Sonuçta birilerini kalıplara sokmak için bir kalıba ihtiyaç vardır.  Burada da Amerika’nın ve Batı’nın modernleşmesi dünyaya   kalıp olarak sunulmuştur. Amerika her şeyin akılla başarılacağı, sorunların çözüme ulaşacağı inancıyla yaşamıştır. Bu inancın onu maddi anlamda yükselttiği görülebilir, fakat dünyanın neredeyse bütün stratejist insanlarının bulunduğu ülke büyük bir ekonomik krizi fark edememiştir. Onunla baş edememektedir.

Her meselede ben diyen insan, kendini merkeze koyar, kendini esas kabul eder ve elde ettiği her başarıyla benliğini besler. Ahlakın kaynağı kendisidir. Bir başka felsefeye ihtiyacı yoktur. Kendine çok güvenen bu insan, azıcık sürçüp düştüğü bir yerdeyse tamamen ümidini kaybeder ve bir daha yerinden kalkamaz. Yine Amerika’da uzun yıllar boyunca zenginlik içinde yaşayan insanlar gelen krize dayanamamış, boşanmalar, intiharlar ve benzeri bunalımlar artmıştır.

İnsan  kusurlu  ve  eksik  bir  varlıktır.  Hayat,  engellerle  dolu  mutsuzlukların  fazlaca olduğu bir yoldur. Gelip geçici nesneler, benliğini fazlaca öne çıkarmış kişilerde sürekli hayal kırıklıkları meydana getirir. Acının insanları yüceltmek için verildiğini kabul etmeyen, insana hastalıklı bir dünya sunan modernizm, çözümü insanları uyutmakta, boş şeylerle avutmakta bulmaktadır. “Bir şey karşına dikiliyorsa, seni yaralıyorsa bırak gelişsin, kök salıyorsun, deri değiştiriyorsun demektir. Senden seni doğurtan parçalanışa ne mutlu! Çözümü bulunamayan her çelişki, düzeltilmesi olanaksız olan her uyuşmazlık; kendisini sindirebilmen için büyümek zorunda bırakır seni. Büyümek istiyorsan, sen de uyuşmazlıkların  karşısında  aşındır  kendini.  İlkin  Allah’a  götürür  onlar.  Dünyada  yol budur. Istırabı benimsediğin zaman ıstırabın seni büyütmesi bundan ileri gelir.” (11)

Modern dünyada çaresizliğin yeri yoktur.   İnsanın büyümesinin yolu çaresizliklerden geçer. Modernizm insanın özgürleşmesini istemez ve bu yüzden çaresizliği yok etmeye çalışır. “Ortam önümüze hep çeşitli şeyler yapma, dolayısıyla olma olasılıkları çıkarır. Bu bizi ister istemez özgürlüğümüzü kullanmaya zorlar.” (12)

Modernizm bireyselleşmeyle beraber insanlara özgürleşeceklerini vaat ediyor. Fakat modernizmin özgürlüğü insanın dış dünyasına yönelik olmuş, insanlarınsa zihin dünyalarını  köleleştirmiştir.  İstediğin  lezzeti  tadabilir,  istediğin  gibi  yaşayabilirsin  bu hayat senin demektedir. Dünyada artık insanları köleler gibi çalıştırmaya yönelik hiçbir güç yoktur. Kölelik kavramı kalkmıştır fakat tarihte hiçbir dönemde de insanların kendi içlerinden gelerek kendilerini köleler gibi çalıştığı görülmemiştir. Hayatlarını işlerine adama uğruna mahveden, işini ailesine feda eden, bu yüzden türlü hastalıklara maruz kalan yeni ve modern insanlarız.

Özgürleşen çağdaş insan artık istediğini düşünebildiğini zanneder. “Dünya dönüyor” dediği zaman cezalandırılmayacağı için mutlu olur. Ancak bugün; insanlar öyle bir durumdadır  ki  kendi  düşündüklerinin  çoğu,  herkesin  düşünüp  söyledikleridir.  “İnsanlık özgün düşünme, yani kendisi için düşünme yetisini kaybetmiştir. Oysa düşüncelerine kimsenin karışmaması ancak özgün düşünebilme durumunda anlamlı olabilmektedir. Modernizmin vaat ettiği özgürlükle kişi hem daha bağımsız, kendine yeterli hem de  daha terkedilmiş, yalnız ve korkak olmuştur.” (13)  “Hemen tüm dünyada insan kendi kendisi olmaktan çıkmış durumda ve bu ötekileşmede insan en temel niteliğini yitirmektedir. İnsanın en temel niteliği, durup düşünceye dalma, kendi içine sığınıp kendisiyle uzlaşma, neye inandığını gerçekten değer verdiği ve gerçekten nefret ettiği şeylerin neler olduğunu belirleme olanağıdır.” (14)

İnsan,   kendisine   verilen   potansiyelin   neden   verildiğini   bilmiyorsa   onun   ne   için kullanacağının farkında değilse; sadece potansiyelini başkalarının hizmetine sunar. Bu potansiyele sahip olduğu, istediğini yapabileceği için mutlu olur. Bunun onu özgür yaptığını, sözde gücün onda var olduğunu düşünür. Aklına güvenip, kendisine hayran olur.

“Kendi dışımızdaki güçlerden kurtulup, özgürleşmenin hayranlığını yaşarız ama içimizdeki kısıtlamaları, zorlanışları, korkuları yani özgürlüğün geleneksel düşmanlarına karşı kazandığı zaferlerin önemini azaltan yeni  düşmanları görmeyiz.” (15)   Yaşamında istediğini elde edemeyip, başarısız olmuş kişiler sorumluluğu kabullenemezler. Sorunu sadece dış etkenlere bağlarlar. Eğer onlara istediklerini yapabilecekleri bir ortam sunulsaydı başarılı olacaklarını düşünüp, bütün insanların onu engellemeye çalıştığı inancını benimserler. Toplumsal hayatta özgürlük peşinde koşarlar. Onların bu özgürlük arayışı  tamamen  sahtedir. “İnsanlarda  kendi  varlığını  şekillendiren  kuvvetleri  genellikle kendi dışında arama eğilimi vardır.” İyi bir dünyada yaşadığını düşünenler bu dünyayı aynen korumak, hayal kırklığına uğramış kişilerse bu dünyayı temelden değiştirmek isterler.” (16)  “Kendi hayatlarını bozulmuş ve ziyan olmuş görenler hürriyetten çok eşitlik ve kardeşlik ararlar. Eşitlik arzusu bir bakıma kişiliğini gizleme arzusudur, yani kumaşı meydana getiren ipliklerden birinin diğerinden ayırt edilmemesi gibi. Bu surette kimse  bizi diğerleriyle mukayese edip kusurlarımızı ortaya çıkaramaz.” (17)

“Hürriyet isteriz!” diye en yüksek sesle bağıranlar, hür bir toplumda mutlu olma ihtimali en az olanlardır. Hayal kırıklığına uğramış yeteneksiz kimseler başarısızlıklarının kabahatini mevcut hürriyetsizliğe yüklerler. Gerçekte onların istedikleri, herkese açık olan hürriyetin son bulması, toplumda devamlı olarak karşılaştığı acımasız sınavları ortadan kaldırmak  isterler. (18)  Bugün  insanlar  eğer  teknik  alanda  ilerleyip  ama  bunu    sadece insanlık yararına kullanılmasını; insan öldürmede, diğer insanların sahip olduklarını çalmada kullanılmamasını istiyorlarsa bu ilerlemeler onları medeniyete götürmelidir. Bunun için insanların zihinleri özgürleşmelidir. Savaş alanı dışarıda değil, içimizdedir. Kendi içinde bu savaşı kaybetmiş, köle kimseler başkalarının kendi hayatlarını planlamasına izin verirler.

Kendini tanımazsan, zihin dünyanda kelepçeler yani paradigmalar varsa hayatını planlayamazsın. Koşullanmış kişiler yaşam kurgulama işini zaten çok zor bulurlar. Onlara göre çevresel faktörler etraflarına duvar örmüştür. Sürekli kendileriyle değil çevreyle ilgilenirler. Aileme, topluma, arkadaşıma, vatana vb. sorumluyum ya da bunlar varken seçim yapma şansım yok diye düşünürler. Başkalarının kendileri için kurguladıkları hayatı çok daha anlamlı bulurlar, bu sayede yaptıklarından sorumlu da olamazlar. Ortam şartları onları olumsuz davranışlarına, kendilerini gerçekleştirmemelerine sebep olmuştur. Oysa duvarlar sadece zihinlerindedir. “Kendi kendilerini yenemeyen güçsüz insanlar vardır. Yoksul azıklarıyla bayağı bir ömür sürmeyi mutluluk diye adlandırırlar. Anlatılmak, gereksinim, arayış ve susuzluk olan Allah’ın sesini duymak istemezler. Ormanın derinliklerindeki ağaçlar gibi aramazlar güneşi.” (19)

Koşullanmış bireylerin zihnindeki paradigmalardan kurtulması zordur. Modernizim paradigması ise insanlara kımıldama olanağını bile vermemektedir. Kurtulmak isteyen  pek çok kişi onun bir zincirinden kurtulup diğer bir tuzağına düşmektedir. Aynı beden içinde bin bir faklı yüzü vardır. Modernizm bu çağın insanının en yaygın dini hâline gelmiş, kutsallaşmıştır. Herkes modern olmak zorundadır, onun istekleri doğrultusunda davranmalı ve gelişmelidir. Eğer bu şekilde davranmaz, özgürlük isterse; kişiyi aforoz eder, bu büyük günahı ona pahalıya ödetir,  adeta onu kendi sahte cennetinden kovar.

“Çevreleri tarafından korkutulmuş kişiler, durumları ne kadar kötü olursa olsun değişiklik düşünmezler. Dünya önünde kendilerini mutlak yetkisi olan bir jüri önündeymiş gibi hissederler.” 20. asrın Modernizmi “an” üzerine kuruludur. Gelecek düşüncesi yoktur. İnsanlarda ne kadar düzeni değiştirecek güç olursa olsun geleceğe ait inanç yoksa bu gücü sadece  yeni düşünceyi önleyip var olan düzeni  korumak için kullanacaktır.  “Geleceğe karşı duyulan korku bizim şimdiki düzene sarılmamıza, geleceğe ait beslenen ümitse bizim değişikliğe karşı istekli olmamıza sebep olur. ” (21)

“Köle hayatı yaşayanlar yoksuldurlar. Buna rağmen köleliğin yaygın olduğu ve uzun süre devam ettiği yerlerde bir kitle hareketinin doğması zayıf ihtimaldir. Köleler arasındaki mutlak eşitlik ve köle mahallerindeki sosyal ilişkiler ferdin hayal kırıklığını önler. Köleliğin yerleşmiş adet hâline geldiği bir toplumda başkaldıranlar kölelikten hür bırakılanlardır. Bunların hoşnutsuzluğu kökü hür hayatın onlar üzerinde yüklediği kişisel sorumluluktan  gelir.” (22)    Renan  „Ölümden  daha  çok  hürriyetten  korkarlar.”  sözüyle kölelerin özgürlük korkusunu çok iyi ifade eder. Özgürlük başarısızlığı ve başarıyı kişinin kendi üzerine yükler, kişiyi sorumlu hâle getirir.

Şimdiye kadar Türkiye‟de yapılan her şey hâlkın gelişmenin getirdiği davranışları sergilemesini, ahlaki olarak yükselmesini, adaletli bir toplum var edebilmeyi  amaçlamıştır. Halka hep davranış değişikliği için baskı yapılmıştır. Tanzimat Fermanı yayımlanmıştır.  İnsanlar,  “bundan  sonra  gâvura  gâvur  demeyecekmişiz”  düşüncesiyle davranışta bulunmuşlardır. Yine Avrupa Rönesans, Reform, Rasyonalizm, Sanayi Devrimi, demokrasi süreçleri geçirmiştir. Türkiye’deki bazı toplum mühendisleri içinden Dekart çıkmamış, bu süreçleri geçirmemiş kişilerin modernleşemeyeceğini düşünmüştür. Bu yüzden halka karşı halkçılık düşüncesiyle eğer bu devletin içinden Dekart çıkmamış, bu süreçleri geçirmemişse süreçlerin getirdiği modernizmi halka zorla kabul ettirelim diye düşünmüştür. Bunun sonucunda hiçbir gelişme kaydedilememiştir.

Devletin bütün kurumlarıyla değişmesi, insanların zenginleşmesi medeniyet ifade etmez. Medeniyet, manevi ve entelektüel bir kavramdır. Milletlerin asıl hedefi ahlaki ve zihinsel anlamda gelişme olmalıdır. Modernleşme ve medenileşme birbirlerinden farklı kavramlardır  ve  medenileşme  insanın  iç  dünyasındaki  yenileşmeyi  amaçlar.    İnsanlar durup düşünmeye başlayıp gerçekte her kimseler o olmayı amaç edindikleri zaman insanlar bu amaç uğruna kendilerini tanıyıp özgürleştikçe zaten toplum olarak istenilen medeniyete ulaşılacaktır.

Dipnotlar

1  GASSET, İnsan ve Herkes, sayfa 78

2 GASSET, age, sayfa 79

3 GASSET, age, sayfa 78

4  HOFFER, Kesin Ġnançlılar, sayfa 126

5TAYLOR, Sosyal Psikoloji, sayfa 76

6 TÜRKDOĞAN, Osmanlı‟dan Günümüze Türk Toplum Yapısı, sayfa 467

7GUENON, Modern Dünyanın Bunalımı, sayfa 49

8 GUENON, age,  sayfa 96

9 GUENON, age, sayfa 109

10 HOFFER, age, sayfa 23

11 EXUPERY, Kale, sayfa 60

12 GASSET, age, sayfa 70

13 FROMM, Özgürlük Korkusu, sayfa 67

14 GASSET, age,  sayfa 32

15 FROMM, age, sayfa 68

16 HOFFER,  age, sayfa 26

17  HOFFER, Kesin Ġnançlılar, sayfa 55

18 HOFFER,age,  sayfa 55

19 EXUPERY, age, sayfa 61

20 HOFFER, age, sayfa 27

21 HOFFER, age, sayfa 29

22 HOFFER, age, sayfa 53

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat