Mursi “Hata” Yapmasaydı


Akif EMRE, Mursi “Hata” Yapmasaydı

Akif EMRE


A+ |Normal |A-


Mısır'da tam iki yıl önce tarihinin seçilmiş ilk cumhurbaşkanına karşı askeri darbe gerçekleşti. Askeri cunta tüm şiddetiyle devam ediyor. Başta Mursi olmak üzere halk tarafından seçilmiş olmaktan başka suçları olmayan İhvan liderleri ve gönüllüleri cezalandırılıyor, işkenceye maruz kalıyor ya da açıkça meydanlarda kurşunlanıyor.

Tüm bu insanlık dışı işkence ve despotizm uygulamaları devam ederken “evrensel değerler" vaazı veren Batı'nın sessiz kalmak bir yana darbeye destek olması şaşırtıcı gelmiyor.

Batı'nın Batı-dışı ülkeleri sigaya çekmek için kullandığı kriterleri Mısır'da görmezden gelerek cuntaya ekonomik, askeri ve politik destek sağlaması ilk bakışta çelişki gibi duruyor.

Tam da bu noktada Arap baharı denilen ayaklanmaları tetikleyen gerekçelerle darbe sonrası Sisi'ye verilen Batılı desteğin benzer sebeplere dayandığını görmek lazım. Muhtemelen İhvan da kendini iktidara taşıyan, aynı zamanda da iktidardan düşüren gerekçeleri iyi okuyamamanın kurbanı oldu.

Tunus'ta başlayıp Mısır'da zirveye çıkan ayaklanmaların toplumsal destek bulmasının reel gerekçeleri vardı. Askeri, tek partili yahut hanedanlara dayalı despotik yönetimlerin baskıları, başta İslami hareketler olmak üzere siyasi özgürlüklerin bastırılmış olması, sahip olunan yeraltı ve yerüstü kaynaklara kimin sahip çıkacağı, daha doğrusu bunların nasıl bölüşüleceği sorunu ve bundan neşet edenyoksulluk ve yoksunluk meselesi... Ve hem iç politikayı hem uluslararası ilişkilerini rehin alan İsrail faktörü...

İhvan, bu tür siyasal altüst oluşlarda fazlasıyla dayak yediği için başta son derece tedbirliydi. Ancak seçime girerek, adına devrim bile denilemeyecek Mübarek sonrası değişimin tüm risklerini üstlendi. Bu pozisyon değişiminde sürece dair kendilerini ikna eden iyimserliğin rolü büyük. Artık Arap dünyasında halkın taleplerinin önüne geçilemeyeceği, her tür despotizm ve onunla bağlantılı çıkar ilişkilerinin değişeceği yönünde bir fikir oluştu. Üstelik bu ikna oluş, Batılı evrensel değerlerle uzlaşma karşılığında küresel sisteme entegre olarak barışçıl bir geçiş sağlanacağı fikrine dayanıyordu.

Özellikle müesses nizamın Mübarek sonrası Mısır'da da hiç yara almadan durduğunu kavramadıkları anlaşılıyor. Sadece Mısır ekonomisinin önemli bir kısmının ordunun kontrolünde olduğu gerçeği bile bu iyimserliğin geçersizliğini göstermeye yeterliydi.
Ilımlı bir din anlayışı ile küresel sisteme entegre olmayı göze alan İhvan hareketinin bölgesel güçlerle uluslararası dengeler arasındaki gerilimli ilişkiyi okuyamadığı ortaya çıkıyor. İhvan yönetiminde sisteme eklemlendiği oranda iktidarını garantiye alacağı gibi bir yanılgı hakim olacaktır.

Mısır gibi kilit bir ülkede Camp David denkleminin sarsılma ihtimalinin, tüm değerlerden, eklemlenmelerden daha önemli olduğunu geç fark edecekti. Hemen hemen tüm bölge ülkelerinin hem küresel sistemle hem de iç politikayla ilişkisini rehin alan İsrail faktörü, toplumsal dinamiklere, bunun taleplerine bırakılamayacak kadar önemliydi. Bu siyaseti sürdüren askeri ve bürokratik elit gücünden, etkinliğinden hiç bir şey kaybetmeden duruyor, Mursi yönetimi ise sistemin değiştiğini varsayıyordu.

Mısır gibi bir ülkenin Mısır halkının taleplerine göre yönetilemeyecek kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük!
Darbenin ardında birinci derecede Suud'un olması, ABD ile bölgesel aktörler arasındaki ilişkide, Suriye'de olduğu gibi, farklı bir gerilim alanının varlığını ortaya koydu. İhvan'ın temsil ettiği İslami hareket dalgası, şu ya da bu şekilde lokal düzeyde bölgedeki aktörleri küresel ölçekte de Batılıları tedirgin edecekti. Suud'un kurduğu petrol dengesinin temelinde yatan haneden despotizminin neden evrensel kriterler vaaz eden Batılılarca sorgulanmadığı düşünüldüğünde askeri despotizme de neden destek oldukları anlaşılır.

Tüm bu bölgesel ve küresel hegemonları ürküten “hata"ları yapmasaydı bu darbe engellenebilir miydi?
Görünen o ki, küresel kapitalizme gönüllü eklemlenmeyle sonuçlanacak bir siyasal dönüşümü bile ne bölge aktörleri kabullenebilecek durumda ne de küresel patronlar. Darbe sonrası Batı Avrupalıların milyarlarca dolarlık yatırım anlaşmaları yapmalarına, petrol şeyhlerinin kesenin ağzını açarak yardıma koşmasına bakıldığında Batılıların siyasal anlamda despotik bir yönetimle de olsa kontrollü ekonomik ilişkilerini yürütmekten yana oldukları anlaşılıyor. Zira Avrupa'da nehir kurumaya başladı ve adı sömürgecilik olmayan yeni sömürü alanlarına ihtiyaç var; bu süreci de bağımlı siyasal erkler ve devlet baskısıyla sürdürmek istiyorlar.

Darbeden en çok mutlu olan tarafın İsrail olması da, Arap ayaklanmaları öncesi dengelerin yeniden tesis edildiği anlamına gelir.
Bu sürecin Türkiye'nin adeta Arap baharında oyun kurucu aktör olduğu fikrine de bir cevap olduğunu ayrıca belirtmek gerek.
Hiç bir darbe Sisi darbesi kadar Türkiye'de iç politika meselesi olmamıştı. Halkımızın zulme isyan etmesi, dayanışma sergilemesi önemli bir mesajdır. Ancak siyasal düzeyde, Mursi'ye sahip çıkmak adına, darbeciler nezdinde onun adeta “Türk casusu" muamelesi görmesine yol açacak bir dilden uzak durulması gerekirdi. Darbeler gelip geçer ama Mısır orada duruyor.

Yeni Şafak


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat