Makyavel şapkalı Demirel


Akif EMRE, Makyavel şapkalı Demirel

Akif EMRE


A+ |Normal |A-


l kadar bir çok çehresi olan, aynı anda pek çok kesimi, aynı inandırıcılıkla ikna edebilen başka bir siyasetçi herhalde gelmemiştir. Üstelik tüm bu çelişkilerini, tutarlı olmasa bile, kendi üslubuyla savunarak kitleleri ikna etme becerisini gösterebilmiştir.
 
Demirel'in, sağ siyasetin olanca yoz ilişkileri ve tarzı içinde, yarım yüzyıl bu memleketin siyasetinde söz sahibi olmasını anlamlandıran iki boyut var. Biri, onun sistemle kurduğu ilişkinin siyasal anlamını çerçeveleyen sınıfsal-kültürel özelliği... Diğeri ise kişisel özellikleri.
 
Demirel Cumhuriyet elitlerinin Anadolu'dan, taşradan devşirdiği son siyasi aktördü. Bu husus anlaşılmadan Demirel'in siyasi hayatı boyunca çizdiği zikzaklar, tutarsızlıklar anlaşılamaz. 1960 ihtilaline kadar Türk siyasetinde sağ muhafazakârlık, merkez elitlerin kontrolünde yönlendirilen, merkezin geniş kitlelere dönük yüzüydü. Bu sadece dünya görüşünü, Müslüman halkın hayat tarzını, din-siyaset ilişkilerini kontrol anlamında elitist bir yaklaşımından ibaret değildi.

Aynı zamanda sınıfsal bir ayrıma işaret ediyordu. Tepedeki siyaset, hakim elitlerin kendi aralarında CHP ile birlikte paylaştığı siyasi bir kamptı. Ancak sınıfsal olarak, hayat tarzı ve dünya görüşü bakımından aynı halkanın, aynı kulübün üyeleriydi. 1960 sonrasında taşranın tazyiki ve oynanan demokrasi oyununun sürdürülebilmesi için elitler sınıfsal ayrıcalıklarından taviz vermek zorunda kalacaktır. İşte bu dönemde sağ seçkinlerin taşradan devşirdiği bir figür... “Çoban Sülü” namı ile “Morrison Süleyman”lığı birleştiren yeni tip bir siyasi figür.
 
Sistem yeni bir dizayn mantığı içinde devşirme yöntemini demokrasiye uyarlamaya çalışsa da İstanbul burjuvazisinin onu kolay içine sindirdiği söylenemez. Ama ne aristokrat bir gelenekten gelen ne de sınıfsal geçmişi olan Demirel'i, İstanbul sosyetesi zamanla, Anadolu'dan yükselen daha büyük dalgaya karşı, çıkarlarının, iktidarının garantisi olarak görecektir.
 
Demirel kendine biçilen rolün farkında olarak sistem içi dengeleri çok iyi kullanacak pratik zekaya ve kişiliğe sahipti. Siyasi dengelerde Anadolu'nun gittikçe muhafazakârlaşan sağ kitlenin etkisine karşı dalga kıran rolü, onun siyasi hayatının misyonunu özetler. Ne var ki, sağ elit siyasetin biyolojik ömrünü tamamladığı süreç, aslında Demirel'in hayatının da özetidir. Muhafazakârlığın hem toplumsal hem ekonomik hem de siyasal olarak farklı anlamlar kazandığı dönemi okuyamayacaktır. Üstelik sağ-muhafazakâr bazı cemaatleri, nabza göre şerbet vererek, sürekli el altında tutmasına rağmen...
 
Demirel'in Türk siyaset geleneği içindeki yerinin anlaşılmasını gölgeleyen en önemli husus onun kişisel yetenekleridir. Bu açıdan popülist söylemleri, siyasi demagojileriyle her şeyi mübahlaştıran tarzı daha öne çıkacaktır.
 
Demirel'in kişisel özelliği, bunca uzun siyasi mücadelede bin bir çeşit çelişkisine rağmen ayakta kalmaya, her çelişkiyi yeni bir demagojik üslupla geçiştirmeye uygundu. Siyasi pratiğine bakıldığında Makyavelizm'in Türkiye'deki en başarılı uygulayıcısı sayılsa yeridir.. Taşralı kökenine rağmen seçkinlere kendini kabul ettirdi, yükselen muhafazakârlığa karşı tek kurtarıcı rolünü benimsedi. Yeri geldiğinde muhafazakâr-dindar, yeri geldiğinde milliyetçi-Türkçü, tüm damarlara oynayabilmeyi başardı.
 
İlkeler, daha doğrusu değişmeyecek, tartışılmayacak ilkeler yoktu onun hayatında. Gerektiği zaman, gerekli olan siyasi bağlantılara, işbirliğine girmekten çekinmeyecektir.
Aynı anda birbiriyle zıt kanallarla temas eder; her biri için farklı bir çehreyle durumunu meşrulaştıracak, ikna edecek gerekçeleri her zaman vardır.
 
Başarısını ve iktidarda kalmasını sağlayan bu çelişkilerinin zirvesi postmodern darbe dönemidir. Durumdan şikâyetçi gibi olacak olan cemaatlere, muhafazakârlara yönelik daha büyük belaları önlemek, askerleri engellemek için nelere katlandığını, bazı tavizler verdiğini anlatacaktır. Ve buna ikna olmaya hazır dar cemaat ilişkilerini kullanacaktır.
 
Muhafazakârları daha büyük belalardan kurtarmak için bazı Kur'an ayetlerinin uygulanamayacağı tavizini (!) bile verecek pragmatizmdedir! İşin ilginç yanı, buna inanan, neyi muhafaza ettiğinden bihaber kitle de hep olmuştur.
 
Statükonun memleketi yönetemez hale geldiği dönemde denge unsuru rolü oynamayı bilmiş, ama yükselen Anadolu muhafazakârlığını doğru okuyamamıştır. Üstelik 12 Eylül darbesiyle ortaya çıkan ve önü açılan Özalizmin temsil ettiği yeni sağ-muhafazakârlığın toplumsal dinamiklerini yönlendirmekte aciz kalacak, tümüyle sistemin derin yüzüne yaslanacaktır. Derin devlet de devşirdiği son taşralı olarak Çoban Sülü'nün halkı gütmesini bekleyecektir. Siyaset tarzı taşrayı temsil eder görünse de nihai olarak dahil olmaya çalıştığı elitlerin safını tercih etti.

Yeni Şafak 


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat