Kutlama yahut dini sembollerin metalaşması


Akif EMRE, Kutlama yahut dini sembollerin metalaşması

Akif EMRE


A+ | Normal | A-


Uzakta, karanlığın sonunda ışıklı bir sahneye yaklaşıyor kamera... Karanlık salonda sıralar arasından aktüel kamera sahneye odaklanıyor. Sahneden taşan seslerden mistik, dini bir müziğin icra edildiği hemen anlaşılıyor... Sahneyi uzaktan alan kamera açısına göre salonun bir konser ya da kilise ayini olup olmadığında kararsız kalıyorum. Sahnedeki gösteri bir kilise korosu da olabilirdi pek ala. Detaylara girdikçe izleyenler arasındaki insan tiplerinin giyimlerini farkedip, müziğe kulak kesilince de burasının bir kilise olmadığı anlaşılıyor. Bir zamanlar böylesi programları naklen veren bir televizyon kanalında ilk rastladığımda, zihnimde canlanan bu sahneyi çok iyi hatırlıyorum. Bir konser salonunda müzik programı mı yoksa bir kilisede dini ayin mi icra edildiğine ilk bakışta karar verememiştim.

Mevlid Kandili başka ifadeyle Mevlid-i Nebi yüzyıllardır İslam âleminde kutlanan bir gelenek... Bir tür Peygamber sevgisinin vecd haline geldiği bir coşku... Naatların okunduğu, ışıltılı kandillerin, mahyaların pırıltısında camilerin dolup taştığı bir gelenek...
Peygamber sevgisi adına camilerde toplanan Müslümanları mabedlerden çekip modern salonlara taşımanın anlamı ne olabilirdi? Camiye gelmeyen, caminin ulaşamadığı insanlara ulaşmaktan çok camidekilerin modernize edildiği, salonlara taşındığı tuhaf bir dönüşüm yaşanıyordu.

Bu arada, televizyonlardan çoğunlukla stüdyo ortamında çekilen soğuk, kuru Mevlid programlarındaki mevlithanların ruha hitap etmeyen yavanlığı çok aşikardı. Mevlid Kandili vesilesiyle dolup taşan camilerin yerine alternatif olarak salonlarda orkestralı, müzikten çok “ayin” havasında kutlamalara itiraz eden de çıkmamıştı. Kadın ses sanatçılarından memleketin ünlü yıldızlarına kadar her kesimin geçiş yaptığı bu Peygamber'i anma programları dini sembollerin metalaşmasının modern versiyonlarının işaret taşları gibiydi.

Kutlu Doğum Haftası olarak haftalardan bir haftaya indirgenen girişime ne tür saiklerle başlandı, Diyanet'in Mevlid Kandili varken buna neden gerek duyduğu hususu araştırmaya değer. Çünkü ilk başladığında Mevlid Kandili ile beraber kutlanan Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin daha sonra sabitlenerek 20-26 Nisan'da kutlanma tarihi daha sonra siyasi müdahale ile geri çekilecektir. 23 Nisan kutlamalarının etkilememesi için 14-20 Nisan tarihleri arasına sabitlenmesi, üzerinde iyice düşünülmesi gereken bir husus. Bir tür toplum mühendisliğini çağrıştıran bu tasarruf ile sabitlenen anma tarihi; Müslümanların en azından dini günlere dair zaman algısına bir müdahaleydi. Kameri takvimle döngüsel olarak her yıl değişen, dondurulmayan günlerin sabitlenmesi hali...
Mevlid Kandili kutlamalarının ibadet sayılması, böyle olması durumunda sakıncaları, fıkhi hükmü bir yana Peygamber sevgisinin yansıması olarak geleneksel anmaların yerine ikame edilmeye çalışılan modern versiyonlarının mahiyeti aynı mı sorusu önemli. Ne var ki burada söz konusu olan Müslüman hayatına şekil veren, din ve hayat tasavvurunu, algısını biçimlendiren toplumsal bir etkinlikten söz ediyoruz.

Gittikçe meydanlara inen, görünür hale gelen bu kutlamalar devlet ve siyaset eliyle kurumsallaştıkça devletin rengini, devletin dinle kurmak istediği ilişki biçimini yansıtmaya başladığı görülür. Yüzlerce yılın geleneğinde yoğrulan Mevlid Kandili yerine seküler devlet müdahalesi ile ikame edilen kutlamalar modern ayinlere dönüşmeye başladı. Dini sembollerin metalaştığı, anlamın boşaldığı tuhaf ritüeller ortaya çıkmaya başladı..

Son dönemlerde ortaya çıkan uygulamalar Peygamber algısını modern tasavvurun ya sinematografik versiyonlarına indirgiyor yahut tüketim toplumunun iştihasına malzeme yapılmış imgeye dönüşüyor. Bu süreçte sanılanın aksine gittikçe artan biçimde maneviyatı eksiltilmiğş bir Peygamber algısı yaygınlaştırılıyor.
Yabancı dizilerde gördüğü kutlamalara ilkel biçimde öykünen muhafazakar yönetici ve temsilcilerin verdiği resim son derece bayağı.

Üstelik din üzerinde meşruiyet kazanmaya çalışan gerçekte seküler etkinlikler dini sembolleri metalaştırırken çıkar hesapları için kullanışlı malzemeye dönüştürmekte tereddüt etmemekte.
Hayatında bir kere kahkaha ile gülmemiş mahzun Peygamber'in hatırlanması adına yapılan “kutlamalar” en hafif tabir ile ciddiyetsiz, edep sınırlarını zorlamakta.
Tüm bunların üstüne pagan ayinlerini andıran bir tür ikonizmi çağrıştıran kutlamaların tasviri boyutu da Mevlid-i Nebi'nin ruhunu rencide edici.

Bir zamanlar camiye hapsedilen Müslümanlık bu kez camiden çıkarılan Müslüman duyarlılığı meydanlarda, salonlarda siyasi, ticari ve itibar malzemesi haline getirilince de bunun nerede duracağını kimse kestiremez. Peygamber sevgisi onun mana ve mesajına zıt tezahür edemez.
Modern seküler hayat tarzının formları içine dondurulmuş bir Peygamber sevgisinin tezahüründen bahsedilemez. Hele hele israfın, gösterişin, tüketimin emrinde metalaşmasına hiç bir Müslüman yüreği, aklı, bilinci izin veremez.
Yeni Şafak


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat