Kral Selman’dan bir ‘Faysal çıkarmak’


Akif EMRE, Kral Selman’dan bir ‘Faysal çıkarmak’

Akif EMRE


A+ |Normal |A-


Suud Kralı'nın Obama'ya soğuk davranması petrol ambargosu döneminde Kral Faysal'ın tavrına benzetenler olabilir. Hatırlanacak olursa, Suud Hanedanı'nın Amerikan korunması altında olmasına rağmen Kral Faysal bir suikast sonucu katledilmişti. Bu cinayetin siyasi mesajının ne olduğun kimsenin meçhulü değil. 1973 Ortadoğu savaşında Batı'nın İsrail'in arkasında yer almasına tepki olarak uygulanan Petrol ambargosu nedeniyle Amerika tarafından cezalandırılmıştı Kral Faysal. Dönemin uydu liderlerine ibret olması istenmişti.


Bilinen hikayedir, Arap ülkelerinin petrolü silah olarak kullanmaya karar verdiklerinde başta Amerika olmak üzere Batı'dan büyük tepki aldı. Suud Kralı Faysal, Batı'nın tehditleri karşısında gerekirse petrol kuyularını bombalayabilecekleri restini çekmişti. Amerikan Dışişleri Bakanı Kissenger de durumu görüşmek daha doğrusu uyarmak üzere Suudi Arabistan'a gelmişti. Alışılmışın dışında Kral Faysal, Kissenger'ı bir bedevi çadırında kabul ettiği söylenir. Diplomatik dille verilmek istenen mesaj çok netti: “Biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşadık; yine öyle yaşayabiliriz. Ama sizin petrolsüz hayatı sürdürme imkanınız yok”.

Kissenger'ın çadırda ağırlanması şekline dönüşen anlatı bir yana, Amerika'nın en etkili dışişleri bakanı daha sonra karşılaşmayı şöyle anlatacaktır: “Kral Faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona; 'Uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz, uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazırız.' Kral gülümsemedi, kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: 'Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksâ'da iki rekat namaz kılmaktır! Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?”

Bu siyasetin daha doğrusu meydan okumanın bedeli olarak da Kral Faysal 1975 yılında saray içi bir suikaste kurban gidecektir.

Bu hafta Riyad'a gelen Obama'ya alışık olmadığı bir protokol uygulandı; Kral Salman Obama'yı hava alanında karşılamamıştı...

Kral Salman'ın ABD Başkanı Obama'ya koyduğu tavır ile Kral Faysal'ın Henry Kissenger'a verdiği dersin benzeştiğini söylenemez.

Her ne kadar Suud-Amerikan ilişkileri açısından yadırgatıcı bir tutum olsa da, protokole yansıyan tavırlardan ilişkilerin mahiyetinde önemli değişiklikler olduğunu not etmemiz gerekecek.

Görünüşte geçmişi hatırlatır bir tavır gibi okunsa da, iki sebepten dolayı benzer anlamlara gelmemektedir.

Birincisi, petrol ve Amerika'nın buna yüklediği vazgeçilmez değer dolayısıyla Suud'un şimdilerde stratejik ortaklık değeri bakımından. İkincisi de Obama Amerikasının Soğuk Savaş döneminin Amerikası olup olmaması bakımından.

1945 Yalta Konferansı'ndan sonra ABD Başkanı Roosevelt, Kahire'ye gelerek Suud Hanedanı ile bir anlaşma yapmış, petrol akışının ve gelirinin garantilenmesi karşılığında ülkesinin ve tahtının korumasını güvencesini vermişti. Petrol bağımlısı Batı ülkeleri açısından bu stratejik kaynağın güvenli ellerde olması hayati önemdedir. Bu dengeyi tehdit eden her türlü çıkışa müsamaha gösterilemezdi. Bu nedenle Kral Faysal'ın çıkışı açık biçimde cezalandırılacaktı. Bugünse ne Amerika Ortadoğu'yu bu kadar birincil derecede önemsiyor ne de petrole bağımlılık eski değerinde.

Obama doktrini olarak bilinen ve muhtemelen bundan sonraki dönemlerde de önemli değişiklik olmadan devam edecek olan politika gereği Amerika Ortadoğu'ya kan ve para harcama niyetinde değil. Bunun nedeni Amerika'nın öncelikleri ve de Amerika'nın müdahil olabilme kapasitesi... Eğer petrol bağımlılığı Faysal döneminde olduğu gibi sürüyor olsaydı, muhtemelen Suud'u yalnızlaştıracak, Ortadoğu'da rakiplerini cesaretlendirecek ve statükoyu tehdit edecek gelişmelere izin vermez, bu yönde anlaşmalar yapamazdı.

Bunun açık örneği Amerika'nın İran'la uzlaşması sonucu petrol zengini şeyhliklerin kendilerini tehdit altında hissetmeleridir. Başta Suud Hanedanı olmak üzere petrol şeyhlerinin kendilerini güvende hissetmedikleri açık. Her ne kadar Obama bu ülkelerden ve yöneticilerinden vazgeçmiş olmasa da, en azından Ortadoğu'daki dengelerin çok değiştiğini ve bunun Amerika'nın bilfiil desteği ile olduğu malum.

Kral Selman'ın diplomatik dille verdiği mesaj ve koyduğu mesafenin Amerika nezdinde bir etkisinin olup olmayacağı şüpheli. Buna karşılık Amerika'nın Ortadoğu'nun işlerine eskisi gibi müdahil olmak istemediği ise çok açık. Suriye'de Suud'un taleplerine rağmen takındığı tavır, İran'la barışması, Irak'ta Şii çoğunluğun yönetime getirilmesi gibi tercihler çok şeyin değiştiğini gösteriyor.

Hem Amerika'nın küresel güç olarak geriye çekilmekte oluşu ki bunun izolosyanist bir sürece kadar gidebileceği bile söylenebilir. Gerekse yeni dengelerde petrolden başka 'değer'i olmayan şeylerin üzerinde korumanın kalktığını hissetmelerinin verdiği telaş söz konusu.

Stratejik ittifakların yeniden kurulduğu, içeriğinin değiştiği bir dönemde Türkiye bu manzarayı çok iyi okumak zorunda.

Yeni Şafak 


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat