Akif Emre ile bir dağ hikâyesi


Akif Emre ile bir dağ hikâyesi

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 08 Temmuz 2017 Cumartesi 19:08


Benim Erciyes sevdamda Akif abinin ne kadar etkisi var bilmiyorum. Ancak benim dağ düşüncemde belirleyici düzeyde etkisi olduğu açık...

Küre Medya / Haber Merkezi
Bir gün “senin için ne ifade ediyor Erciyes tek cümleyle söyle” dedi. Nasıl söylenir? Fotoğraf fotoğraf anlattığım, şiir şiir yazdığım, kelime kelime okuduğum Erciyes tek cümleye sığar mı? Sonra biraz da heyecanla “yalnızlığım” dedim, diyebildim.. Gülümsedi, "Gönlümdeki dağ deseydin Neşet Usta’yı taklit boyutundasın hala derdim" dedi


Dursun Çiçek / Akif Emre ile bir dağ hikâyesi

Benim Erciyes sevdamda Akif abinin ne kadar etkisi var bilmiyorum. Ancak benim dağ düşüncemde belirleyici düzeyde etkisi olduğu açık.. Erciyes ile olan ilişkimiz aslında birbirine benziyor. Ben çocukluğumda köyümden, köyümün tepelerinden ufukta beyaz saçlı ve sakallı bir derviş gibi görünen Erciyes’i seyrede seyrede büyüdüm. O bizim çocukluğumuzun uzağıydı. Uzaktaki dağ derdim çocuk muhayyilemle. Akif abinin çocukluğunun geçtiği evi gördüğümde hissettiğim duygu da benzerdi. Onun evi de Erciyes ile karşı karşıyaydı. Ama o yakındaki dağdı. Bir başka deyişle Erciyes benim çocukluğumun uzaktaki dağı, Akif abinin çocukluğunun yakındaki dağıydı. Şöyle veya böyle bizim ortak paydamızdı. O Erciyes’i önceleri hep yazardı. Ben fotoğrafını çekerdim. Sonra o da fotoğraflarını çekmeye başladı ve ben de yazmaya başladım. Kalemim onun kadar derin göremediği için altta kalmaz ve benim fotoğraflarım seninkilerden güzel derdim. O bakışı muhayyilemden hiç gitmez. Erciyes bakardı sanki. Erciyes gülerdi.




Onunla Erciyes’in gitmediğimiz bir vadisi, çıkmadığımız bir tepesi muhtemelen yoktur. Onun Kayseri’ye gelişi Erciyes’e geliş demekti. Annesinin elini öper, eve şöyle bir uğrar hemen çıkardık. Nereye gittiğimizi ve gideceğimizi asla sormazdı. Çünkü nereye götüreceğimizi ve gideceğimizi bilirdi. Erciyes’in eteğinden bir yere tutunacak ve güneşi batıracaktık.

Üç dört kişiyi geçmeyen bu tür gezilerimizde sohbet ve fotoğrafın ötesinde, onun dağa bakışını, dağ ile ilgili anlatımlarını bir anlamda dağ ile sohbetini fotoğraflamaya, hafızamda tutmaya gayret ederdim. Sadece dağı değil onu da izlerdim.




Bir gün “senin için ne ifade ediyor Erciyes tek cümleyle söyle” dedi. Nasıl söylenir? Fotoğraf fotoğraf anlattığım, şiir şiir yazdığım, kelime kelime okuduğum Erciyes tek cümleye sığar mı? Sonra biraz da heyecanla “yalnızlığım” dedim, diyebildim.. Gülümsedi, "Gönlümdeki dağ deseydin Neşet Usta’yı taklit boyutundasın hala derdim" dedi. Sonra ben durur muyum hemen sorusunu kendisine yönelttim. “Ya senin için abi? Senin için Erciyes ne anlam ifade ediyor. Saatlerce anlatabilirsin” dedim. O da “ardımdaki dağ” dedi. Önce anlamadım. Çocukluğu ona bakarak geçmiş, gençliği onun eteklerinde yeşermiş, özlemi ve hasreti onunla gidermiş birisi için bu ne anlama geliyordu? Nasıl yani dedim? Erciyes’ten ayrılıp gurbete gidersen ve orada onun mana boyutunu, Süleymaniye’yi, Şehzade Camiini görür onunla yetinirsen ve onları gördükçe aklına çocukluğun, Mimar Sinan, geçmişteki taş sesleri, kubbe kubbe dünyaya yayılan Erciyesleri görürsen anlarsın” demişti. “Onun için ne zaman bunalsam Süleymaniye’ye bakarım Erciyes ardımda duruyor mu onu hissederim, duruşunu hissettikten sonra da yalnız olmadığımı anlar, kelimelerime, suretlerime, kalemime karışır giderim” diye de eklemişti.



Erciyes… Akif abinin arkasındaki dağ. Akif abi. Benim arkamdaki mana…

Bir gün Müşker Yaylası’nda (Erciyes’in en yüksek yaylasıdır, yaklaşık 3200 m.) Peygamber ve Velilerin dağları, Filozofların denizleri ve deniz kıyılarını tercih etmelerini konuşmuştuk. Erciyes sesimizi belki de böylesine en yakından duyuyordu. En yakın anda ve yerdeydik. Çünkü dedi dağ yücelikle tezahür eder. Başka bir deyişle Allah yücelik ismiyle dağda tecelli eder. Bunun içindir ki Hz. Peygamberimiz Nur Dağı’nda, Hz. Musa Tur Dağı’nda ve daha pek çok peygamber ve ermiş, hatta diğer kültürlerdeki bilge insanlar dağları tercih ederler. Çünkü hakikatlerini orada bulurlar.



Dağ öyle bir yerdir ki insan yüceliği anlarken, kendi zaafını da, kendi kıymetini, anlamını ve değerini de idrak eder. Yüceldikçe mütevazı olmanın, yüceldikçe ve yükseldikçe vermenin, paylaşmanın, sadeliğin, berraklığın ne olduğunu çok daha derinden yaşar. Onun için Erciyes’i sadece uzaktan gördüğümde değil, onun herhangi bir vadisinde yürürken, ya da herhangi bir yaylasında, ya da bir zirvesinde dolaşırken “yaratıcı”yı idrak etmeye bir adım daha yaklaştığımı hissederim. Nitekim Erciyes’i ve dağı anlamak, insan tabiat ilişkisini anlamaktır. Fıtratı insan en iyi dağda anlar. Öyle ki Erciyes’e her baktığımda acziyetimle beraber “Yaratıcı”yı biraz daha tanırken, sonsuzluğun ne olduğunu ve insanın kendinde taşıdığı o ilahi nefesi çok daha can özümden hissederim.



Dağ ile konuşan insan, tecelli ve tezahürdeki sonsuzluğu o kadar güzel görür ve anlar ki, bunu hayatına, yazısına, sanatına yansıttığında işte o zaman anlamlı bir insan haline gelir. Hemen durur muyum, serde İbni Arabi okumuşluğu var ya, ille ukelalık yapacağım: “Tecelli de tekrar olmaz” öyle mi abi? Tecellide tekrar olmadığı gibi, Yaratıcının ve yaratılışın en mükemmel biçimde adeta seyredileceği yerlerdir dağlar dedi. Rüzgârı farklı tezahür, suyu farklı tezahür, bulutu farklı tezahür. Aslında içinde yaşadığımız hayat ile olan ilişkimizi, yaşadığımız hayatı fıtratından ne kadar uzaklaştırdığımızı öğretir bize dağlar. Oysa insan aynı bilinci ve şuuru şehirlerde de sürdürse sorun kalmayacak.



Dağlarda teslim olan insan şehirlerde direniyor, dağlarda sadakat boyutunda olan insan şehirlerde savaşıyor, dağlarda tefekkür, teemmül, tasaffi, tezekkür, hikmet boyutunda olan insan şehirlerde şüphe, kuşku, felsefe, sosyoloji, psikoloji, epistemoloji, ontoloji boyutunda mı oluyor abi dediğimde o güzel gülümsemesiyle gülüyor ve cümlemin altını çiziyor: Deniz gibidir filozof.. Çırpınır, kıyıları vurur, sorar, sorgular, direnir, karıştırır, dalgalıdır, fırtınalıdır, kasırgalıdır.



Bunun için de o aklından başkasına, beninden, nefsinden, kendinden başkasına teslim olmaz ve güvenmez. “Teslim olduğu bir Tanrı varsa da sıfatlarını ve isimlerini felsefesine, aklına, heva ve hevesine göre kendi belirler” diyorum hemen araya girip. Evet diyor, Tanrısını kendi yapar kendi tapar. Bunun içindir ki bizim İlahiyat ve Felsefe bunları anlayamıyor, çünkü ayırt edemiyor diyerek hayıflanıyor. Sonra İlahiyatın nasıl teolojiye dönüştüğünden, tasavvufun nasıl mistik metafizik “hokkabazlıklara” indirgendiğinden, felsefenin abartılı biçimde genişletilerek düşünme ile eş anlamlı hale getirilmesinin yanlışlığı ve kısırlığından, sosyoloji, antropoloji, psikoloji, etnoloji, arkeoloji ve benzerlerinin inşa ve kurgu faaliyetlerinden saatlerce sohbet..



Erciyes böyle işte.. İnsanın tabiat boyutunu, fıtratını öylesine hissettirir ki, en ilgisiz zannettiğin konu bile en ilgili hale gelir. Dağı, dağı bilen insanla konuşursun, gezersin, dolaşırsın.. Dağın dilini bilirdi Akif abi. Fotoğraflarını çekerken bile çektiği fotoğraf değil aslında bir sohbet, dağ ile yaptığı bir kucaklaşma idi. Fotoğraf çekerkenki o hali sanki ertesi gün gideceği İstanbul’a biraz daha Erciyes götürmekti..

Sonra İstanbul’a gittiği her Erciyes gezisinden sonra telefon açar “müthişti” der. Hem de her geziden sonra. Aynı kelimeyle... Müthişti…

Dağlarda dağlanmadan dağlaşamaz insan demiştim bir yazımda. Sanırım onun öznesi Akif abiydi. Onda dağlarda dağlanmayı ve dağlaşmayı görüyordum ben. Onu çekerken de, onunla sohbet ederken de, ona giderken de, onu beklerken de, Erciyes’i çekiyor, Erciyes’le sohbet ediyor, Erciyes’e gidiyor ve Erciyes’i bekliyormuşum.

Ve dağ dağ elveda(ğ)…

Haberiyat.com

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat