Arap Baharı’nın sağcılaşması


Akif EMRE, Arap Baharı’nın sağcılaşması

Akif EMRE


A+ | Normal | A-


Beş yıl sonra “Arap Baharı'na ne oldu” sorusu etrafında yapılan tartışmalar daha çok stratejik boyut üzerinde odaklanmış görünüyor. Türkiye'de yapılan cılız devrim hatırlatmaları da beş yıl öncesini anlamamıza fazlaca katkı sağlamıyor. Arap Baharı çerçevesinde daha çok Türkiye'nin etkisi ve bugün gelinen noktada Ortadoğu'daki konumuna odaklanan yorumlar göze çarpıyor.

Geriye dönüp baktığımızda ortaya çıkan manzara şudur: Mısır askeri darbe ile eski günlerine döndü, Libya hala iki parçaya bölünmüş durumda, Yemen ve Suriye'de kanlı bir iç savaş devam ediyor. Arap Baharı'nın ilk başladığı yer olan Tunus ise görece daha demokratik bir siyasal dönüşümü başarmış görünüyor.

Arap Baharı'nı toplumsal, ekonomik, siyasi ve de dini gerekçelerin bileşkesi faktörler tetiklemişti... Ancak Tunus'tan Yemen'e uzanan coğrafyada halkın gerçek taleplerinin ne şekilde karşılanacağı, kimlerin bu talepleri yönlendirip siyasete taşıyacağı sorusu yoksunluğu gölgede bırakacaktır.

Hemen her ülkede ortaya çıkan gösterilerin bir anda ve benzer yöntemlerle kendini göstermesi, Müslüman halkların liberal değerler etrafında şekillenecek yeni bir siyasal, toplumsal dönüşümün planlandığı izlenimi veriyordu. Nitekim en küçük ayaklanmada ülkelerini terke zorlanan diktatörlerin ve sosyal medya üzerinden örgütlendiklerine ikna edilmek istenen Batıcı liberal kesimin öncülüğü kaparken, İslami hareketlerin de bir revizyondan geçirilmesi öngörülüyordu. Böylece küresel sisteme entegre olmuş yönetimlerin özgürleştirildiği bir yapı beklentisi vardı batıda.

Toplumsal anlamda en örgütlü yapı olan ve ister istemez değişim sonrası yapılanmayı ele geçirecek ya da etkileyecek güç olarak İslamcıların bu sürece eklemlenerek tehlike olmaktan çıkarılması beklentisi söz konusu idi. Böylece Müsliüman Arap dünyası da liberal müdahalelerle küresel tüketim toplumunun müşterisi haline gelecek, İslamcıların alternatif olma imkânları yumuşak geçişle elden çıkması sağlanacaktı.

Ne var ki yerel ve bölgesel dinamikler bu riski bile göze alamadı, başta ABD olmak üzere Batı'nın da bir anda tüm bu toplumsal dinamikleri yönlendirme becerisinden mahrum oldukları anlaşıldı. Onun yerine petrol anlaşmalarını yenileyerek çıkarlarını garantiye alacakları askeri yapılara geri dönüldü.

Bu durumun tek istisnası olarak Tunus ayrıca incelenmeye değer. Modernleşme deneyimi olmasa bile en azından sekülerleşme süreci Türkiye ile benzerlikler gösteren Tunus'ta en kansız geçiş gerçekleşti. Üstelik İslamcılara tek başına devrimi emanet etmeden batıcı ulusalcılarla uzlaşmaya ikna ederek.

Tunus'ta en-Nahda hareketi başından beri alışılmış İslamcı söylemden daha çok bir tür liberal özgürlükleri öne çıkaran dili ile dikkati çekti. Temel ilkeleri reddetmemekle birlikte Batı tipi siyasal modellemeler üzerinden mesaj vermeyi yeğledi. Pratikte ise belki Mısır'dan da ders alarak dengeleyici bir hareket izleyerek ülkenin köşe başlarında etkili Batıcı azınlığın muhtemel tepkilerini asgari düzeye çekerek tek başına hükümet olmayı bile denemedi.

Ancak gelinen noktada baskı döneminde, muhalif bir siyasal akım olarak en-Nahda'nın söylemi ile özgür, iktidardan pay almış en-Nahda'nın söylemi arasında büyük farklılıklar var. Bunlara bakarak Arap Baharı projesinin yegane başarısı Tunus gösterilebilir.

Bu durumun adeta resmi deklarasyonu niteliğinde bir açıklama en-Nahda'nın basın sözcüsünden geldi. İslam ve Demokrasi Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen “Devlet ve İslamcılar: Burgiba'dan Sisi'ye” isimli sempozyumda konuşan en-Nahda Basın Sorumlusu Acmi el-Verimi, partisinin “İslam çözümdür” sloganından, “İslamcılar çözümün bir parçasıdır” sloganına geçtiğini açıklamış.

Verimi, “Şiddet yolunu benimseyen, devlet ilkelerini tanımayan bazı İslamcılar var. Uzlaşı, ortak hayat, geleceğe yönelik ortak projede anlaşma gibi temeller üzerine kurulu işbirliği ve yapıcılık formülünde bu gruptaki kişilerin yer alması mümkün değil” diye konuşmuş.

Tunus Hükümet Sözcüsü Halid Şevket ise ulusal çıkarların en-Nahda Hareketi ile koalisyonu gerektirdiğini belirterek, İslamcılar ve Burgibacılar arasındaki koalisyona işaretle, böyle bir birliktelik olmaması halinde medeniyet projesini yürütebilecek çoğunluk hükümetinin kurulamamış olacağı ihtarında bulunmuş.

Bir yanda iktidarın bedeli olarak bazı tavizler istenirken demokratik gerekçelerle buna ikna olanlar bir müddet sonra reel siyasetin gereklerine göre siyasi görüşlerini, ideallerini revize etmeye başlıyorlar. Bu durum iktidar rüşveti karşısında iddialarından vazgeçmek çelişkisinin örneğidir ve tarihsel bir deneyim olarak Müslüman düşünürlerin, aydınların, ulemanın dikkatle izlemesi gereken süreçtir.

En-Nahda'nın bu tavrına gerekçe gösterdiği şiddet yanlısı uzlaşmasız örgütler ile kendi tutumunu meşrulaştırmasını yabana atmamak gerekebilir. Ancak aynı gerekçe ile, bu radikalleşmenin nedenlerinden birinin de bu tür iddialarından vazgeçen siyasi hareketlerin doğurduğu düş kırıklığı olduğu da pek ala ileri sürülebilir.

Jakoben Tunus laikliğinin temsilcisi Burgibacılığın İslami hareket üzerindeki dönüştürücü etkisini İslami çözümden vazgeçerek göstermesinden sonraki gelişmeler artık sistem içi bir tartışmadır.Entelektüel boyutu olan muhalif bir hareketin iktidarla imtihanının sağcılaşma ile sonuçlanmasının hikayesidir bu.

Yeni Şafak


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat