İslâm dünyasından notlar


Ahmet VAROL, İslâm dünyasından notlar

Ahmet VAROL


A+ | Normal | A-


Medyanın gelişmesi sebebiyle bilgi ve haberler hızla yayılıyor olsa da kamuoyunun dikkatinin özellikle belli bölgeler ve hadiseler üzerinde yoğunlaşması köşede bucakta kalmış gibi görünen ama gerçekte basite alınamayacak boyutlarda olan birtakım olayların dikkatlerden uzak ve hatta tamamen gündem dışında kalmasına neden olabiliyor. Bunda küresel güçlerin ve uluslararası kurumların bu olayları ya da bu olaylardan dolayı mağdur edilen insanları önemsememesinin de büyük rolü olduğunu söylemek mümkündür. 

Orta Afrika Cumhuriyeti’nden Müslüman izini tamamen silmek için savaşan hıristiyan Antibalaka çetelerinin estirdiği şiddet ve terörden kaynaklanan mağduriyetler de büyük ölçüde ihmal ediliyor. Bir dönem bayağı gündem oluşturmasına ve Antibalaka terörünün bu ülkedeki Müslümanların can ve mal güvenliğini ciddi tehdit ettiğinin vurgulanmasına rağmen hâlen devam eden bu problem tamamen dünyadaki diğer bazı olayların gölgesinde kaldı. Hiçbir engelle karşılaşmadan cadde ve sokaklara yayılan Antibalaka canavarları ise Müslümanları vahşice katletmeye, tehdit etmeye ve güven içinde sokağa çıkmalarını engellemeye devam ediyorlar. 

• Siyonist işgal rejiminin güvenliği için önce Sina’da çeşitli taktiklere başvuran sonra bu bölgede vuku bulan olayları gerekçe göstererek Gazze sınırına yakın mıntıkada yaşayan vatandaşlarının evlerini yıkan Sisi cuntası bir yandan da Mısır halkının özgür iradesine, siyasi tercihine ve bu halkı temsil eden siyasi liderlere karşı savaşmaya devam ediyor. Küresel güçlerin ve Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin Mısır’daki gayri meşru cunta yönetimini meşrulaştırmak amacıyla muhtelif oyunlara başvurmaları da kendini aynı zamanda hiçbir geçerliliği olmayan seçimle cumhurbaşkanı seçtiren darbeci generali cesaretlendiriyor. 

Fakat cunta yönetiminin kendine sunulan dış destekten aldığı cesaretle şiddeti artırmasına ve yeni cezalandırmalar yapmasına rağmen halkın zulme karşı protesto eylemleri, tepkileri ve gösterileri de sürüyor. Çıkarlarının korunmasını zulüm rejimlerinin devamında gören küresel güçlerin yönlendirdiği uluslararası kuruluşların tümünün sahteci ve ikiyüzlü tutumu karşısında yalnızlaşan Mısır halkı da gasp edilen haklarının geri alınmasının ancak direnmekle mümkün olabileceğine inanıyor. 

• Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) kurucularından ve ileri gelen şahsiyetlerinden olan Muhammed Taha, uzun süredir devam eden hastalığı sebebiyle 11 Kasım Salı gecesi, Gazze’de Bureyc mülteci kampında  vefat etti. Ebu Eymen lakabıyla tanınan ve Filistin davasının ileri gelenlerinden olan Şeyh Muhammed Taha aynı zamanda Filistin İslâmî direnişinin manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin’in yakın arkadaşı ve yaşıtıydı. Şeyh Ahmed Yasin gibi o da 1937 yılında dünyaya gelmişti. Ömrünü siyonist işgale karşı aktif mücadeleyle ve bu mücadelenin İslâmî kimlik kazanması için çaba sarf etmekle geçirdi. Bu yolda büyük zorluklara katlandı, imtihanlardan geçti ve bir oğlunu bu mücadelede şehit verdi. Yüce Allah’tan kendisine rahmet ve mağfiret, kıymetli arkadaşı şehit Ahmet Yasin’le ve şehit oğlu Yasir’le cennette buluşmayı nasip etmesini diliyoruz. 

• Fetih hareketinin kurucusu, FKÖ’nün de Prof. Ahmed Şukeyri ve Yahya Hammude’den sonra üçüncü lideri olan, siyonist işgalciyle Filistin adına masaya oturulmasını onaylayarak Oslo sürecini başlatan Yasir Arafat ölümünün onuncu yıl dönümünde anılıyor. Bu münasebetle yapılan etkinliklerde ve yorumlarda ölüm sebebi de konuşuluyor ve alelade bir hastalıktan kaynaklanmadığına zehirlenmeyle olduğuna dikkat çekiliyor. Filistin İslâmî Direniş Hareketi bu hususu daha Arafat’ın hayatını kaybettiği günlerde gündeme getirmiş ve ölüm sebebinin güvenilir bir komisyon raporuyla ortaya konması için araştırma talebinde bulunulması konusunda ısrarlı olunmasını istemişti. Bunu da ancak Arafat’ın yerini dolduranlar yapabilirdi. O zaman bu yöndeki önerileri çok ciddiye almayan ve raporun gerçekleri ortaya çıkarması durumunda ucunun dokunacağı işgalci siyonistlerle yahut onlarla işbirliği içinde olan ihanetçilerle fazla karşı karşıya gelmemeyi tercih edenlerin bugün bu konu üzerinde ısrarcı olmaları düşündürücü. 


• Yemen’de, eski zulüm rejimi kalıntılarının yeniden iktidarı ele geçirmesi için yürütülen fitne savaşının gerilla gücü olarak kullanılan Husi militanlarla yapılan anlaşmanın ülkeye güven ve istikrar getirmeyeceği, amacının da zaten bu olmadığı baştan belliydi. Biz de eski rejim kalıntılarının ihanetleriyle oynanan oyunla Husi militanların Sana’yı ele geçirmeleri sonrasında imzalanan anlaşmayla ilgili değerlendirmemizde bunu dile getirmiştik. 

Şimdi bir yandan başkent Sana başta olmak üzerine ülkenin her tarafında devlet otoritesinin yerini eşkıya sultasının almasından kaynaklanan huzursuzluk yaşanırken bir yandan da her tarafta korku rüzgârı estiren eşkıyayı reddeden kabilelerle çatışmalar var. Son günlerde de özellikle ülkenin orta kesimindeki Rida’ şehrinde ve civar köylerinde çatışmalar yoğunlaştı. Rida’ şehrinde Husi gerillalarının buradaki örgütünün ileri gelenlerini hedef alan araç saldırısında çok sayıda mensubu öldürüldü ve eylemi kabilelerin yanı sıra Husi militanlarına karşı savaşan Ensaru’ş-Şeria örgütü üstlendi. 

Çatışmalar nedeniyle bölgeden kaçışlar var. Ama Yemenlilerin işi de zor. Eski rejimin geri dönmesi için Husi fitnesini desteklemede İran’la ortak strateji izleyen Suudi Arabistan’ın kendilerine kapılarını açması zor. Bu durumda çalkantılı bölgelerden şimdilik çatışma olmayan bölgelere gitmek zorundalar. Ama fitne gücü kendilerini izliyor ve gittikleri yerlere gelmeyeceğinden emin değiller. Dün birbiriyle savaşan Husi fitnesiyle dikta rejimi güçleri bugün aynı cephede ve devletin bütün imkânlarını kullanarak halka karşı savaşıyor. 

• Uluslararası emperyalizmin meşrulaştırma kurumu BM, iki ay önce Yemen’de oynadığı oyunu şimdi Libya’da oynamaya çalışıyor. Burada da güya sorunun çözümü için bir özel temsilci atadı. Adı da Bernardino Leon. Libya’da kapsamlı ulusal diyalog sağlamaya çalışıyormuş. Asıl amacı ise dün Yemen’de Husi fitnesini bir realite olarak kabul ettirmede ve onunla anlaşma yapılmadan ülkede sükûnet sağlanamayacağı yalanını kullanarak yerli işbirlikçilerle oynanan oyunun benzerini şimdi Libya’da Haftar fitnesi için oynamak. Suud rejiminin para ve silahla beslediği Halife Haftar fitnesini şimdi BM Libya’nın bir realitesi olarak kabul ettirmek ve yetkililere Haftar’sız çözüm olamayacağını onaylatmak, böylece onu reddi mümkün olmayan  muhatap olarak karşılarına almalarını sağlamak istiyor. Küresel emperyalizmin ve zulüm rejimlerinin baskılarıyla işbirlikçi haini meşru muhatap olarak kabul ettirme işlemini de “kapsamlı ulusal diyalog” diye yutturmak istiyor. Fitne savaşının başını çeken haini formüle dâhil ettikten sonra da tabii ki oyunun ikinci aşamasına geçilecek. 

Fakat Yemen’de yaşananlar Libya için de söz konusudur. Eşkıya sultası bu ülkeye nasıl güven ve istikrar getirmedi, getirmesi de mümkün değilse halkına karşı emperyalizmin ve zulüm rejimlerinin kirli maşası olarak savaşan Haftar’a bir takım yetki ve imkânlar verilmesi de fitnenin önünü daha fazla açmaktan başka bir sonuç getirmez. Bu tür ihanet güçlerine yetki vermek kurt saldırısına uğrayan çobanın sürüyü kurtların güdümüne teslim etmekte çözüm araması gibidir. 

• Mısır’daki cuntanın açıklamasına göre 12 Ekim Çarşamba sabahı, Akdeniz’de deniz güçlerine ait askerî botlara saldırı düzenlendi. Cuntanın açıklamasında saldırının “terör güçleri” tarafından yapıldığı iddia edildi. Saldırıda sekiz askerin kaybolduğu beş askerin de yaralandığı bildirildi. Tabii “terör güçleri” tanımlaması şimdilik faili belirlemeye yetmiyor. Ama bu şekilde, bir örgüte ait deniz aracından rejim güçlerine ait askerî botların hedef alındığı saldırı alışık olduğumuz bir olay değil. Ama mahiyetini anlamak için de şimdilik kamuoyuna açıklanan bilgiler yeterli değil. 


• Uzun süredir Cuma namazlarında Mescidi Aksa’ya giriş için yaş sınırlaması getiren ve bunu kutsal mabedin etrafında oluşturduğu asker ve polis kuşatmasıyla sıkıca uygulayan siyonist işgal rejimi son Cuma namazında tüm yaştakilerin girişine izin verdi. Normalde Mescidi Aksa üzerinde hiçbir meşru yetkisi olmayan işgalci böyle bir yasağı tamamen eşkıya yöntemiyle uyguluyor. Fakat son dönemde bu mabedi hedef alan insanlık dışı saldırılarının şiddetlenmesine tepkilerin artması sonucu havayı yumuşatma amacıyla yaş sınırlamasını kaldırdığı tahmin ediliyor. 

Ancak işgalcinin yaş sınırlamasından vazgeçmesi elbette kendi insaf ve iyi niyetinden değil Aksa murabıtı Kudüslülerin ve tüm Filistin halkının kararlı duruşundan ileri geliyor. Bunun yanı sıra Mescidi Aksa’da yaş sınırlamasını kaldıran işgalcinin öbür tarafta Kudüs’ün kenar semtlerinden ve dışından gelenleri engellemek amacıyla askerî barikatlar oluşturduğunu, bazı yerlerde barikatları aşmaya çalışan gençlerle çatışmalara girdiğini, birçoklarını attığı gaz bombalarıyla yaraladığını ve tehlikeli anlar yaşamalarına neden olduğunu unutmamak gerekir. 

• Siyonist rejimin en çok gözünü korkutan da Filistinlilerin, özellikle işgalci asker ve polisleri hedef alan bireysel eylemleri oldu. İşgal güçlerinin Mescidi Aksa’yı basarak kadınlara ve namaz kılanlara saldırması, mushafları yerlere savurması sonrasında Kudüs, el-Halil ve Tel Aviv başta olmak üzere işgal altındaki birçok şehirde işgalci askerleri, polisleri ve yerleşimcileri hedef alan bireysel eylemler oldu. Bu eylemlerde asker ve polislerden birkaç kişi öldürüldü. Yine çoğunluğu asker ve polislerden oluşan onlarca kişi de yaralandı. Eylemcilerden bazıları şehit edilirken bazıları tutuklandı. Ama kaçmayı başaranlar da oldu. Siyonist rejim bu eylemleri gerçekleştirenlerin ailelerinin evlerinin yıkılacağı tehdidinde bulunduğu halde önüne geçemedi. Eylemlerden gözü korkan işgalcinin, baş hahamın da nasihatiyle şimdilik havayı yumuşatma yoluna gittiği görülüyor. Ama onun bu tür taktiklerine asla itibar etmemek gerekir. Çünkü böyle iki adım ileri bir adım geri oyununu şimdiye kadar her zaman oynadı. Kesin ve tek çözüm işgalin son bulmasıdır.

• BM raporuna göre Irak ve Suriye’de 13.6 milyon insan evini terk etmek zorunda kaldı. Bu kadar insanın evini terk etmek zorunda kalması ekonomik yönden de büyük bir külfet ve problemi beraberinde getiriyor. Çünkü o insanlar gittikleri yerde evsiz, geçim kaynaklarından yoksun ve işsiz bir şekilde hayatlarını idame ettirmek zorunda kalıyorlar. Küresel güçler ise zulmün son bulması, insanların yeniden evlerine dönmelerinin yollarının açılması için herhangi bir girişimde bulunmayı değil kendi çıkarlarını garantiye alacak siyasi alt yapıyı oluşturma amaçlı stratejik savaşlar vermeyi tercih ediyorlar. Bu savaşlar ise evlerini barklarını terk eden insanların gittikleri yerde de can güvenliğinden yoksun kalmaları sonucunu doğuruyor. 

• ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in Esed rejimini IŞİD’e karşı mücadelenin bir parçası olarak gördüklerini söylediğine dair haberler ABD basınında yer aldı. Bu açıklama uluslararası zulüm ağının, Suriye’deki zulmü desteklemede ittifak halinde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. IŞİD ise Baas zulmünü meşrulaştırmanın ve yaptığı onca katliama rağmen desteklemenin bahanesi yapıldı. Dikkatleri IŞİD tehlikesi üzerine çekip dört yıla yakın bir süredir insan doğrayan, yerleşim alanlarını düzleyen, insanları evlerini terke zorlayan ve bir ülkeyi tamamen kan gölüne çeviren vahşi zulmü desteklemek, hatta onu IŞİD’le mücadelenin bir parçası olarak görmek devlet çıkarının olduğu yerde insana hiçbir değer vermeyen anlayışın vahşette nerelere varabildiğini açıkça gösteriyor. Dün Baas vahşetini desteklerken ABD oyununu bahane edinen İran ile bugün Baas’ı IŞİD’e karşı mücadelenin bir parçası olarak gören ABD’nin ittifak halinde olmaları da “yok aslında birbirinizden farkınız” dememizi haklı kılıyor. 

ABD Başkanı Obama ise IŞİD’in tasfiyesi için Esed rejiminin devrilmesinin gerekebileceği iddiasında bulunmuşmuş. Böyle bir numara açıklaması ise birinin sağ gösterip diğerinin sol vurmasına benziyor. Kimin sağ gösterip kimin sol vurduğunu ise pratikte izlenen siyaset gösteriyor.




Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat