“Başka Kur’ân getir” diyenler


Abdullah YILDIZ, “Başka Kur’ân getir” diyenler

Abdullah YILDIZ


A+ |Normal |A-


“Aşır Aşır Kur’ân”derslerimiz devam ediyor, elhamdülillah. Yunus suresindeyiz. O günden bu güne Kur’ân-ı Kerim’in hayat veren mesajlarından rahatsız olanların “başka bir Kur’ân” talepleri manidar:

"Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar: ‘Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir.’ Derler… (Yunus, 15)

Müşrikler Kur'ân'ın ya tamamen veya kısmen değiştirilmesini iste­mekle çelişkili ve anlamsız bir teklifte bulunmuşlardı; çünkü onların istekle­rini yerine getirmesi halinde Hz. Peygamber -Kur'an'ın Allah'tan geldiği beyanında- yalancı durumuna düşecekti; ayrıca Allah'tan gelen bir Kur'an'a iman etmeyenler, Peygamber tarafından yenilenip değiştirilen bir kitaba hiç inanmayacaklardı (Kur’ân Yolu).

“…Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir…”sözleriyle onlar iki şeyi söylemek istediler:

1) "Muhammed'in ilahi vahy olarak sunduğu şey aslında kendi aklının bir ürünüdür fakat onu, sırf iddiasını güçlendirmek için Allah'a bağlıyor."

2) "Eğer kavmine lider olmak istiyorsan onlara öyle bir mesaj sun ki, bu dünyada mülk içinde yaşasınlar. Ayrıca Tevhid akidesinden, ahiret inancından ve öğretinde yer alan ahlaki kurallardan vazgeç. Bu mümkün olmayacaksa, Kur'an'da öyle değişiklikler yap ki, bizimle senin aranda değiş-tokuş usulü bir uzlaşma meydana gelsin: Öyle ki, senin Tevhid'in içinde bizim şirkimize bir yer açılabilsin; kendi ibadetlerimizi yapabilelim; ahirette kurtuluşumuz sağlansın, dünyada yaptıklarımıza da bakılmasın. Senin mutlak ahlakını kabul etmediğimizi de bilesin: Bu yüzden önyargılarımıza, ibadet törenlerimize, geleneklerimize, şahsi ve kavmi çıkarlarımıza ve dahi şehvetlerimizemeşruiyet vermelisin; dünya işlerimizi kendi istediğimiz gibi özgürce yönetebilmeliyiz. Böyle bir uzlaşma zorunludur çünkü hayatın tüm yönlerinin Tevhid öğretisinin ve ahiret inancının gereklerine ve İslâm şeriatına göre düzenlenmesini öngören isteğini kabul etmemiz imkânsızdır" (Tefhimü’l-Kur’ân).

Demek istediler ki: “Bizim hayatımıza, yaşantımıza uygun düşecek şeyler söyle. Bizi sorgulayacak, hayatımızı yargılayacak, bizim anlayışlarımızı, inanışlarımızı reddedecek şeyler söyleme” (Besairü’l-Kur’ân).

Yani “İşimize gelmeyen, hoşumuza gitmeyen, olmasına ihtimal bile vermek istemediğimiz yeniden dirilişten, Allah huzurundaki hesaptan, cezadan bahseden, Allah'tan başka tapındığımız putlarımızı zem ve iptal eden, ayıp ve kusurlarımızı yüzlerimize vuran ve bizi durmadan Allah'a yönelmeye çağıran, doğruluktan dürüstlükten ayrılanları cehennemle tehdit eden, şu dünya hayatı içinde temiz bir yaşayış isteyen bu Kur'ân'ı bırak da bize başka bir kitap, bizim huyumuza ve mizacımıza uygun başka bir kitap getir veya bunu büsbütün bırakma da biraz değiştir. Hoşlanmadığımız bazı ayetlerini olsun hoşumuza gidecek şekilde değiştir” (Hak Dini Kur’ân Dili).

İmdi, Kur’ân’ın getirdiği hayat nizamına, hukuk sistemine, helâl ve haramlara, ibadet ve farizalara o gün de bu gün de razı olmayan ve özellikle günümüzde Kur’ân’ın bazı ahkâmının geçerli olmadığını iddia eden, mesela tevil yoluyla namazı iptal eden, tesettürü yok sayanlara verilen cevap ise şudur:

"Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem, benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, kuşkusuz ben, büyük günün azabından korkarım."  (Yunus, 15)

Yani "Benim Kitaptakilerde herhangi bir değişiklik yapma yetkim yoktur; çünkü onun sahibi ben değilim; bu kitabı bana gönderen Allah'tır. Bu yüzden onun hakkında herhangi bir uzlaşmaya yer yoktur. Onu, nasılsa öyle kabul etmelisiniz. Değilse, ister kabul edin, isterseniz reddedin." (Tefhimü’l-Kur’ân)


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat