Direnişin Ruhu


Abdülaziz TANTİK, Direnişin Ruhu

Abdülaziz TANTİK


A+ |Normal |A-


Son iki yüzyıldır İslam Dünyası işgale uğramış bir durumda ve bu pozisyonu güçlendirecek bir kültürel yapı tarafından ‘ruhu’ stabilize edilmiştir. Bir kurtuluş savaşı verildiği savı ve bu sav üzerinden göreceli bir şekilde bağımsızlıkların ilanı meseleyi sadece üstü örtük halde tutmaya yaramıştır. Fakat İslamcılık, İslam Coğrafyasında ciddi bir muhalefet geliştirerek bu ‘ruhun’ uyanışı için elinden gelen her şeyi ortaya koyma konusunda geri adım atmamıştır. Buna ‘İran İslam Devrim’i de dâhildir. -Devrimin sonra yönünü şaşırması ve bir ulus devlet saplantısına yönelmesi ise başka bir yazının konusu…-

Mücadele önce bir uyanış ile başlamış, sonra kültürel bir savunmaya yönelmiş ve ardından siyasal arayışlara kapı aralanmış ve son dönemde ise silahlı mücadele dahil bir çok mücadele biçimi ortaya konmuştur. Elbette ki bu mücadele biçimlerinin bir kısmına yönelik ciddi eleştiriler yöneltilebilir. Bazı yapıların varlığı tartışılabilir ve sahihlikleri konuşulabilir. Hatta bu 15 Temmuz darbesini yapanların tıynetleri konusunda da ciddi şeyler söylenebilir. Ancak bu noktada şunu tespit etmekte yarar var. Düşman her zaman kendi düşmanını içerden vurmaya çalışacaktır. Bugün daha net bir şekilde bazı mücadele biçimlerinin ve tekniklerinin tamamen dışarıdan biçimlendirildiği ve beslendiği de söylenebilir.

İslamcılık, son yıllarda ciddi bir potansiyel haline geldi ve yaptığı ataklarla toplumsal kesimlerle buluşma ve bütünleşmeye yönelik ciddi adımlar atabileceğini gösterdi. Bunu Afgan cihadında, Bosna direnişinde, Çeçen savaşında ve Arap Baharı sürecinde gözlemleme imkânı bulduk. Ama en önemlisi Ak Parti deneyiminde karşılıklı adımlarla daha net bir şekilde yürütüldüğünü söylemek mümkün!

Türkiye İslamcılığı genel itibarı ile İslam Coğrafyasının farklı kültürlerinden beslenmiştir. İran, devrim sonrası, Hint alt kıtası, Mevdudi, İkbal ve Nedvi ailesi, Mısır, El benna ve Kutup ailesi ile diğerlerinden vesaire bunu çoğaltabiliriz. Ama aynı zamanda yerli bir damarın varlığı ve bu yerli damarın ise bu süreçte daha çok öne çıktığı ve bu konuda yapılan çalışmaların ağırlık kazandığı da söylenebilir. Elbette ki İslamcılığın birçok farklı beslenme kaynağı vardır. Hatta bu kaynakların en önemlilerinden biri de batı düşüncesi ve kültürüdür. Ama en önemlisi İslamcılığın şu soruyu bayraklaştırmasıdır: bugün burada Müslüman’ca bir bakış, duruş ve tavır nasıl sergilenebilir. Ve bunu nasıl sahih bir şekilde bunu gerçekleştirebilirim. Buna yönelik birçok farklı cevaplar olmasına rağmen sorunun sahiciliği her cevabında yeniden eleştirilmesini ve değerlendirilebilmesini kolaylaştırmıştır.

İşte İslamcılık, bütün bu süreçlerden geçerken sürekli eleştirel bir aklı kuşanmıştır. Buna itirazların varlığını biliyorum. Ama sağduyulu bir yaklaşım ve içinde yer aldığım hareketin bir tanığı olarak bunun böyle olduğu konusunda bir kuşkum yoktur. Ve bu hareket halk içinde ciddi bir şekilde yer tutmuş ve onların gündemlerine oturmuştur. Elbette ki lehte ve aleyhte yapılan tartışmalar, medya gündemleri ve sosyal medyada bunların tartışılması meselenin daha geniş kesimlere yayılmasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Ve bu ciddi bir ruh haline dönüşürken bir ruhu da beslemeye başlamıştır.

Darbelerin bir süreç ile süreklileşmesine yönelik toplumsal bilinçaltının beslediği bu ruh aynı zamanda geniş bir katmana sirayet etmiştir. Böylece bu ruh giderek güçlenmiştir. Ak Partiye yönelik itirazlara rağmen Ak Partiye yöneltilen suçlamaların yersizliği ve bir iktidar savaşına dönüşmesi de bu ruhu alttan alta beslemiş ve güçlendirmiştir. Ayrıca devleti elinde bulunduran güçlerin toplumun dindarlığına yönelik sert tutumlar, özellikle 28 Şubat sürecinde başı örtülü annelerin kışlalara girememesi ve bunun bir zulme dönüşmesi de toplumsal ruhu beslemiş ve diri tutmuştur. Ayrıca 28 Şubat darbesi karşısında bir direniş ve direnç gösterilmemesi de ayrıca hem bir öfke biriktirmiş hem de darbeye karşı ciddi bir duyarlılık oluşturmuştur. Ayrıca bu ülkede Müslümanlara yönelik yapılan eleştirilerin sokakta bir karşılığının olmaması da bu ruhu derinden etkilemiş ve bir meşruiyet zemini inşa etmesinde ciddi bir katkı sunmuştur. Bütün bu sebepler bir araya geldiğinde işte bahsettiğimiz bu ruh şahlanmış ve darbeyi ve darbecileri püskürtürken tarihte ender olabilecek bir destanı da yazmaktan kaçınmamıştır.

Bu ruh tarihten bugüne devam ede gelen bir direniş ve mücadele birikiminin dışa vuruşudur. Ve bu ruh bütün farklılıkları kendi potasında eritmeyi bilen bir ruhtur. Çünkü bu ruh soyut, kapsayıcı ve derindir. Bu yüzden bu ruhun sirayet ettiği ruhlar onun etkisine girer ve farkında olmadan bambaşka bir kimliğe ve kişiliğe bürünebilir. İşte darbe gecesi öykülerini izlerken ve dinlerken, ayrıca o gece sabaha kadar olup biteni izlerken, insanların kurşunlara ve bombalara rağmen geri adım atmadıkları gibi ileriye hareketlenmelerini besleyen ve onları korkusuz birer kahramana dönüştüren şeyde bu ruhtur. Yoksa bir kadın tek başına boğaz köprüsünde silah sıkan askerlerin karşısına tankları da alarak önlerine geçip ‘siz ne yapıyorsunuz’, ‘bu halka silah sıkamazsınız’ deme cüretini nasıl gösterebilir. Ya da bir başka bayan göstericinin ‘ben ölmeye geldim, siz beni öldürmeye hazır mısınız’ sorusunu yöneltmesi nasıl anlaşılabilir olur. Buna yönelik onlarca belki binlerce örnek söylenebilir. Ve gerçekten bu ruh toplumun derinliklerinden yüzeye çıkarak her toplum fertlerini kuşatmış ve onları sel gibi sokağa çıkarmıştır.

İşte bu ruh kavranmadan bu milletin bundan sonra ne yapacağını kestirmek mümkün görünmemektedir. Darbenin doğru bir analizini yapabilmenin imkânı bu ruhu görmekten geçiyor. Piyasada öne çıkartılan söylemler var. Bunların bir kısmını okuyor, bir kısmını da dinliyoruz. Ama bu söylemler bu ruhu ıskalıyor ve gerçeğin sadece üstünü örtmüş oluyor. İşte bu ruh sayesinde Allah, halkı millete dönüştürmüş ve bu milletin eli ile darbeyi bertaraf ederek tarihe müdahale etmiştir. Bu ilahi müdahaleyi anlamadan ve bu müdahalenin düşünce dünyamızı yansımasını kavramadan mevcut durumu ve konumu yorumlayamayız. Ayrıca ilahi müdahalenin felsefi yorumunu da yapmalıyız ki önümüzü aydınlatacak bir işarete dönüşsün.

Müslümanlar, İslamcılığı bu milletin harcı haline dönüştürmeli ve bu ruh üzerinden bütün farklılıkları yeniden düşünerek Allah’ın Müslüman’a yüklediği misyonu dikkate alarak kendini insanlık için feda edecek bir düzeyi inşa etmeli ve buna yönelik kültür, sanat ve düşünce faaliyetleri yapmalıdır. Ki ‘Selam Yurdu’ kurulabilsin…

Not: ilginiz bu konuda ikinci yazının yazılmasına vesile olabilir…


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat