15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türkiye


15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türkiye

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 21 Ağustos 2016 Pazar 11:25


Genç Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Araştırmacı yazar sayın Ali Kaçar 15 Temmuz Darbe Girişimini analiz ediyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
15 Temmuz darbe girişimi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içerisinde ABD/CIA destekli Fethullah Gülen ile bağlantılı bir cunta tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu girişimin neticesinde yüzlerce insan katledilmiş, binlercesi ise yaralanmıştır. Halkın kahramanca direnişi, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın halkı sokaklara daveti darbecilerin planlarını kısa sürede akamete uğratmıştır. Bu darbe girişimi Türkiye’de bir ilk değildir, bu gidişle son olmayacağa da benzemektedir. Yaşıtlarımız ve bizden daha yaşlı olanlar birçok darbeye ve darbe girişimine muhatap olmuş, kimileri de bu darbelerden dolayı mutazarrır olmuştur. Türkiye’de 1950’li yıllardan bu yana gerçekleşeni ve gerçekleşmeyeni ile birlikte darbe sayısı 15’i[1] geçmiştir. Bu ise neredeyse 4 senede bire tekabül etmektedir. Bir de duyulmadan bastırılan ya da vaz geçilenleri hesap edersek Türkiye’nin darbesiz geçen senesi yoktur denebilir. Bu ülkede, her darbe döneminden sonra çokbilmiş kimi uzmanlar tarafından artık darbe dönemi bitmiştir diye çokça yazılmış ve konuşulmuştur. Ancak her defasında da bu yazılanların ve konuşulanların üzerinden çok zaman geçmeden Türkiye yeni bir darbe süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Nitekim bu yazılan ve konuşulanlardan sonra 28 Şubat post modern darbesinden sonra 27 Nisan e-muhtırası, bundan sonra da 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleşmiştir. Bu son darbe girişimi, öncekilere göre daha kanlı ve vahşi bir şekilde gerçekleşmiştir. Askeri vesayetin kalktığının iddia edildiği bir dönemde, bu darbe girişimi birçok kimseyi hayal kırıklığına uğratmıştır. Ancak ne yazık ki gözü dönmüş eli kanlı katiller ve destekçileri bu ülkeyi tekrar en vahşi bir şekilde kana bulamışlardır.

15 Temmuz darbe girişimi, diğer darbelerden en önemli farkı halka/sivillere dönük daha kanlı ve daha vahşi olmasıdır. Çünkü bu darbeciler, tıpkı Esad gibi, Sisi gibi kendi halkına acımadan tankları sivillerin üzerine sürmüş, F-16 uçaklarıyla sivilleri, TBMM’yi, TÜRKSAT’ı, Genel Kurmay Başkanlığını, Emniyet Sarayını, Külliyeyi, Boğaz Köprüsünü vb. birçok yeri bombalamış, yüzlerce sivil insanı katletmiş, binlercesini ise yaralamıştır.  Bu eli katillerin işlediği katliamların benzerini, Siyonistler Filistin’de, ABD’li coniler Afganistan ve Irak’ta, Ruslar Çeçenistan ve Kafkaslarda, Çinliler ise Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Fransa, İngiltere vb. diğer ülkeler de başta Afrika olmak üzere birçok yerde işlemişlerdir. İnsanlığa karşı işlenen vahşette birbirlerini aratmamışlardır.

Aslında bu darbe, bağıra bağıra geliyorum diyen bir darbe girişimi idi. Çünkü aylar öncesinde batı basınında ve ABD’deki neoconların yönetimindeki düşünce kuruluşlarında darbe oldu-olacak haberleri yapılmakta ve üst üste raporlar yayınlamaktaydı. Ayrıca 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarı’na yönelik kalkışma ile 17, 25 Aralık 2013 kalkışmaları da birer darbe girişimi idi. Bu girişimlerden başarılı olamayan darbecilerin yeni ve daha güçlü bir şekilde darbe girişiminde bulunacakları tahmin edilmeliydi. Aslında önceki darbe girişimleri de çok ciddi girişimlerdi. Ancak mevcut yönetim, bu girişimlerden gerekli dersi çıkarmamış ve bazı darbe şüphelilerini görevden almanın dışında çok ciddi tedbir almamıştır. TSK’da ve sivil bürokraside darbe hazırlığı için köşe başlarını tutan ve ciddi hazırlık yapanlara yönelik ciddi hiçbir adım atılmamıştır. Üstelik yönetim tarafından istihbarat örgütlerinin zaman zaman bu örgüte yönelik hazırladıkları raporlar da ciddiye alınarak üzerine gidilmemiş, normal sürecine -YAŞ gibi- bırakılmıştır. FETÖ örgütü bu süreci çok iyi değerlendirmiş ve önceki darbelerden de gerekli dersleri çıkararak adım adım hazırlığını yapmıştır. İşte 15 Temmuz darbe girişimi böylesine bir hazırlık ve tecrübeden sonra gerçekleştirilmiştir.

Dolayısıyla bu darbeciler ve destekçileri, bu darbeye akşamdan sabaha karar vermiş ve hazırlanmış değillerdir. Bu darbe için de, aylar hatta yıllar öncesinden başlanan bir hazırlık söz konusudur. 15 Temmuz akşamı darbecilerin yaptıkları, darbecilerin her şeyi inceden inceye hesapladıklarını göstermektedir. Ama hesapları, planları tutmamıştır; yanıldıkları, hesaba katmadıkları bazı gelişmeler meydana gelmiştir. Darbe tarihinin iki defa değişmesi, darbe saatinin ilk akşama alınması ve benzeri başka nedenler, darbecilerin hesaplayamadıkları olumsuzluklardı.



İLK DARBE TARİHİ 4 MAYISTI!

Darbeciler, darbenin asıl tarihini 4 Mayıs 2016 olarak belirlemişti. Ancak o gün Genelkurmay Adli Müşaviri Muharrem Köse’nin görevden alınması darbecilerin yeni plan yapmalarını gerektirmiştir. Çünkü Muharrem Köse, darbenin organizesinde çok önemli bir fonksiyona sahip bir komutandı. Onun beklenmedik bir zamanda görevden alınması darbe tarihini de değiştirmeyi zorunlu kılmıştır. Muharrem Köse’nin bulunduğu görev, darbenin organizesinde ve başarısında çok önemli bir görev idi. Hatta Muharrem Köse, daha üst görev olan Askeri Yargıtay üyeliğine terfi ettirilmiş, ancak bu göreve gitmeyerek yerinde kalmayı tercih etmiştir. Bunun nedeni, Muharrem Köse’nin bulunduğu görev yerinin darbenin hazırlığındaki rolü ve etkisidir. 4 Mayıs tarihi olmayınca, darbe için belirlenen yeni tarih, 25 Temmuz 2016 olmuştur. Ancak bu tarihten önce Ankara’da KPSS’deki usulsüzlük davası ve özellikle de İzmir’deki[2] casusluk kumpası davası nedeniyle TSK’daki bulunan bütün FETÖ mensuplarının deşifre edilerek tutuklanma ve geriye kalanların ise Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) atılma ihtimalinin belirmesi, darbecilerin darbe tarihini öne alma zorunluluğunu gündeme getirmiştir. Çünkü bu davaların neticelenmesi, daha sonra yapılacak bir darbenin başarılı olmasını imkânsız hale getirecekti. Bu nedenle 25 Temmuz tarihi daha öne çekilerek 15 Temmuz 2016 olarak yeniden değiştirilmiştir. Bu değişiklikle birlikte darbenin, 15 Temmuz gecesi Ankara’da saat 02.00’de; İstanbul’da ise 03.00’de başlaması kararlaştırılmıştır. Hazırlıklar da buna göre yapılmış, darbe sonrasında kimlerin hangi görevlere getirilecekleri belirlenmiş ve kendilerine bu yeni görevleri tevdi edilmiştir. Bu şekilde görevlendirilenlerin sayısının 400 civarında olduğu iddia edilmiştir.

DARBE GÜNÜ

C. Başkanı Tayyip Erdoğan tatile çıkmadan önce Marmaris’te Gökova Körfezi’ndeki Okluk Devlet Konukevi’nin etrafındaki tekneler Jandarma ve Sahil Güvenlik tarafından uzaklaştırılınca dikkatler buraya çevrilmişti. Erdoğan’ın Okluk Koyu’na tatile gideceği sanılmıştı. Ancak Erdoğan bu Koy’daki Konukevine gelmemiş, Serkan Yazıcı’ya ait bir villada kalmıştı. Erdoğan, hiçbir zaman yanından ayırmadığı yaverlerini, bu defa yanında götürmemişti. Bunun nedeni olarak da, Erdoğan’ın belirli bir süreden beri yaverlerden şüphelenmekte olduğu iddia edilmiştir.[3] Hatta Erdoğan, Külliye’de verilen bir iftarda FETÖ grubundan bahsederken, ‘burada bile onlardan birilerinin var olduğunu’ söylerken bununla yaverleri kast ettiği de söylenmiştir. Erdoğan’ın kalacağı yeri yaverlerinden bile gizlemesi, şüphesinden mi, yoksa başka nedenden dolayı mı bu, belli değil.

C.Başkanı Erdoğan da, Başbakan Bin Ali Yıldırım da, darbe günü MİT’ten haber alamadığını söylemiş ve bunun bir istihbarat zaafı olduğu belirtmişlerdir. Oysa MİT’e o gün (15 Temmuz günü) saat 14.45’de (Başbakan 15.00 civarında olduğunu söyledi) Akıncı (Mürted) Hava Üssü’nde bir subay darbe haberini vermiştir. Başbakan da bunu teyiden bir Binbaşının MİT’e gelerek darbe haberini verdiğini söylemiştir. MİT Müsteşarı Hakan Fidan da önce telefonla, sonra yardımcısını Genelkurmay Başkanlığı’na göndererek Genelkurmay İkinci Başkanı ile görüştürmüştür. Bu arada Hakan Fidan, C. Başkanı Tayyip Erdoğan’ın koruma müdürü Muhsin Köse’yi arayarak darbe girişiminden bahsetmeden “deniz, hava ve kara tedbirlerinizi aldınız mı?” diye sormuş, koruma müdürü de cevap olarak gerekli tedbirlerin alındığını söylemiştir. Daha sonra Hakan Fidan saat 18.00’de (bir bilgiye göre de 17.45’de) Genelkurmay Başkanlığına giderek Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, İkinci Başkanı Org. Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Salih Zeki Çolak ile darbeye karşı alınması gereken tedbirler ile ilgili toplantıya katılmıştır[4]. Bu toplantıda darbenin engellenmesi için askeri birliklere bildirilmek üzere 5 karar alınmıştır. Bu kararlar;

1- Tüm ülke hava sahasının uçuşlara kapatılması,

2- Askeri uçakların hiçbir şekilde havalanmaması,

3- Birlik hareketliliğinin yasaklanması,

4- Tank hareketliliğinin yasaklanması,

5- Kara Havacılık Okulu’ndaki faaliyetleri denetlemesi için Kara Kuvvetleri Komutanı’nın buraya gönderilmesi.[5]

Bazı bilgilere göre bu kararlar FETÖ’cü emir subayları tarafından askeri birliklere bildirilmeyerek sumen altı edilmiştir. Darbenin bu şekilde deşifre olmuş olması, darbecileri tedirgin etmiş ve Ankara’da 02.00’de başlaması gereken darbe girişim saatini 21.00’e aldırmıştır.

Genelkurmay Başkanı, en geç saat 16.00’da darbe girişiminden haberdar olmuş olmasına rağmen saat 21.00’e kadar geçen süre içerisinde ciddi bir tedbir almadığı, hatta Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı birliklerde hareketliliğin başladığı bir zamanda bile Kuvvet Komutanlarını haberdar etmediği anlaşılmaktadır. Nitekim bu hareketlilikten kısa bir süre sonra da Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve diğer üst düzey 10 komutanın İstanbul’da; Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi’nin ise Ankara Gazi Orduevi’nde bir düğünde derdest edilmeleri düşündürücüdür. Genelkurmay Başkanlığı’ndaki toplantının üzerinden çok zaman geçmeden Genelkurmay’da bir hareketlilik başlamış ve dışarıdan gelen bordo bereliler tarafından genelkurmay adeta teslim alınmıştır. Org. Hulusi Akar Savcılıktaki ifadesinde; saat 21.00’e doğru Proje Yönetim Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli’nin “Komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı. Biraz sonra göreceksiniz” gibi şeyler söylediğini belirterek, “Ben ilk önce anlamlandıramadım. Cümle içinde belki uçaklar demiş olabilir. Ancak bunun bir kalkışma olarak ifade edebileceğim bir operasyon olduğunu anladım ve hiddetle ‘Ne diyorsun ulan sen, ne operasyonu, sen manyak mısın, sakın ha’ şeklinde bağırdım” demiştir.

Org. Akar ifadesinde kapıda emir subayı Yarbay Levent Türkkan’ın, emir subay yardımcısı Yüzbaşı Serdar’ın, koruma timinde görevli Astsubay Abdullah’ın ve tam teçhizatlı, eğitim kıyafeti giymiş, silahlı, miğferli Özel Kuvvetler personelini gördüğünü belirterek, “Odanın içerisine hızla ve aniden girmeye kalkıştıklarını fark edince ayağa kalktım ve o esnada Levent Türkkan, ‘Komutanım otur, kalkma, sakin olun, zorluk çıkartmayın’ şeklinde bağırdı. Beni birisi iterek sandalyeye oturmamı sağladı ve o esnada arkadan bir başkası, elinde el havlusu tarzında bir şeyle hem ağzımı hem burnumu kapatarak, nefes almamı engelledi. Bu esnada kolunu boğazıma doladı, sıktı, askeri kıyafete ait ip türü bir cismin boğazıma sürtünmesiyle o anda nefes almakta güçlük çektiğim için debelenirken ve ellerimle burnumu açmaya çalışırken, bir başkası plastik kelepçeyi bileklerime taktı. Benim bu şekilde direnmem üzerine burnumu açacak şekilde ağzımı kapattılar. Bağırmamı engellemek istedikleri açıktı. Nefes alma düzenim yerine gelince birazcık sakinleştiğimi gördüler ve ağzımı kapattıkları havlu benzeri kumaşı çektiler. Bu mücadele sırasında kelepçenin bileklerime verdiği acı nedeniyle yeniden bağırmaya başladım. Çıkartmalarını söyledim ve hatta ayağa kalktım. O esnada Levent Türkkan’ın elinde tabanca ile ‘Komutanım sakin olun, vururum, sıkarım’ gibi şeyler söylediğini işittim. Hatta ben bir iki adım daha atıp, kendisine ‘Sık ulan’ diye bağırdım. Bu arada elimi sıkan kelepçeleri açmalarını istedim ve tahminen Mehmet Dişli’nin onayıyla bir komando bıçağı çıkarttılar. Kör bir bıçaktı ve askerlerden biri kelepçeyi kesmeye çalıştı. Fakat bir süre daha açamadılar. Hatta ben yine hiddetlendim, bağırdım. Tekrar ikinci kez uğraşıp, kelepçeyi kestiler. Bu şekilde beni, arkamda biri olacak şekilde oturtarak, etkisiz hale getirdiler. (…)

Akıncı (Mürted) üssünde İstanbul Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Ömer Faruk Harmancık elinde iki yapraktan oluşan bir metni imzalamamı ve okumamı istedi, ancak ben bildiriye elimi bile sürmedim, okumadım, hatta bana okuduklarında önemsiz ve alaycı bir şekilde dinledim, Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim de beni Fethullah Gülen ile görüştürmek istedi, ancak kabul etmedim” demiştir.

Org. Hulusi Akar ifadesinde Saat 08.30–09.00 civarında Başbakan ve MİT Müsteşarı ile görüştüğünü, 10.30-11.00 sıralarında da bir helikopter ile Başbakanlık Çankaya köşküne Tümgeneral Mehmet Dişli ile beraber götürüldüğünü ve orada Dişli’nin gözaltına alındığını belirtmiştir.”[6]

ERDOĞAN, DARBE HABERİNİ ENİŞTESİNDEN ALIYOR

C. Başkanı Erdoğan, Serkan Yazıcı’ya ait villada iken 15 Temmuz günü eniştesi Ziya İlgen‘in darbe haberini verdiği zaman önce ciddiye almadığını, bu haberi doğrulatmak için MİT Müsteşarını ve Genelkurmay Başkanı’nı aradığını ancak ulaşamadığını belirtmiştir. Daha sonra da eniştenin verdiği haberin doğruluğu, istihbarat ve çeşitli kanallardan da teyid edilince, Erdoğan villadan ayrılmaya karar vermiştir. Takip edilme ve havadan vurulma risklerini en aza indirmek için çeşitli yollar denenmiştir. Nitekim Erdoğan’ın Dalaman havaalanına gidişi, oradan darbecileri şaşırtmak amacıyla üç uçak hazırlatarak havalandığı, pilotun dahi Ankara’ya mı, İstanbul’a mı gideceğini bilmeden uçtuğu ve daha sonra İstanbul’a sıkıntılı bir şekilde indiğine dair çok çeşitli bilgiler vardır. Darbenin seyrini değiştiren en önemli şey halkın sokağa inmesi ise, bunu daha güçlendiren ve cesaretlendiren ise gerek C. Başkanı Erdoğan’ın ve gerekse Başbakan Bin Ali Yıldırım’ın bazı tv kanallarına bağlanarak bu kalkışmanın bir darbe olduğu, darbeye kalkışanların vatana ihanetle yargılanacaklarını, halkın sokağa çıkmalarını, kendilerinin darbecilere karşı halkla birlikte olacağına dair açıklamaları olmuştur. Gerçi bu çağrıdan önce halk sokağa dökülmüş ve direnişini ölümüne devam ettirmekte idi. Bu arada Ömer Halisdemir’in, Özel Kuvvetleri teslim almaya gelen Tuğgeneral Semih Terzi’yi alnından vurmasını da unutmamak lazımdır.

Başbakan’ın İstanbul’dan Ankara’ya gelişi de çok sıkıntılı olmuştur. Dolmabahçe’deki toplantıdan sonra Tuzla’daki evine giderken C. Başkanı ile yaptığı telefon konuşması üzerine eve gitmeyerek Bolu yolunun riskli olduğundan Samsun-Çankırı yolundan Ankara’ya gitmeye karar verdiği, ancak yolda darbeci jandarmalarla karşılaşınca arabasına ateş edildiği, darbecilerden Ilgaz tüneline girerek kurtuldukları, akşamı ise Ilgaz Kaymakamı’nın evinde geçirdiği[7], sabahleyin de yola çıkarak Ankara’ya vardıkları basına yansımıştır.

Gerek C. Başkanı ve gerekse Başbakan, aramalarına rağmen MİT Müsteşarına ulaşamadıklarını, bunun ise istihbarattaki zaaftan kaynaklandığını belirtmişlerdir. 12 Eylül darbesinden sonra Süleyman Demirel bir konuşmasında Uganda’da bir darbe olsa, MİT onu bana haber verir, ama Türkiye’deki darbeden ise haber vermiyor demişti. Belki Hakan Fidan dönemi ile birlikte MİT’te durum Demirel’in dediği zaman gibi olmasa da ama bu son darbe ile ilgili ve Güneydoğu’daki PKK olaylarında MİT, gerekli istihbaratı verememiştir.



DARBENİN BAŞARISIZ OLMA NEDENLERİ

Darbenin başarısızlığıyla ilgili çok şey söylenmiştir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

1- Darbe saatinin erken, herkesin ayakta ve sokaklarda olduğu bir zamanda başlatılmış olması. Bu, halkın sokağa dökülerek darbecilere karşı direnmesini ve yollara barikat kurmasını kolaylaştırmıştır. Halk, özellikle de gençler, darbenin gerçekleşmesi halinde ülkenin Suriyeleşerek iç savaşa sürükleneceği, bundan da herkesin, ama en çok da kendilerinin zarar göreceği düşüncesiyle ölümüne direnerek darbeyi akamete uğratmıştır.

2- Halka yönelik vahşi saldırılarla Ankara’da Kızılay Meydanında, Genelkurmay’ın yanında, Külliyenin önünde, Akıncı Üssünde, Emniyet Sarayı’nın yanında katliam gerçekleştirmeleri halkın yoğun tepkisine neden olmuştur. Diyarbakır’da PKK’ya karşı hazırlanmış ve özel donanıma sahip F-16’ların ara vermeden bombalamaları, helikopterde ve tanklarda halka sıkılan kurşunlar halkı daha da öfkelendirmiş ve tanklara, ölüm kusan uçaklara rağmen direnmeye devam etmiştir.

3- C. Başkanı Erdoğan ve Başbakan Bin Ali Yıldırım’ın halkı sokağa çıkma çağrıları ve kendilerinin de darbecilere karşı direneceklerini söylemeleri.

4- Emir-Komuta zinciri içerisinde bir darbenin yapılmamış olması.

5- Darbecilerin koordineli hareket edecek tarzda öne çıkan, sahiplenen bir komuta merkezinin olmayışı ve darbeyi koordine edememesi.

6- Hepsinden önemlisi de Allah’ın takdiri, Allah’ın bu millete acımasıdır.

Bu darbe sürecinde genellikle MİT’in haber vermemesi gündeme getirildi ve haklı olarak eleştirildi ve halen de eleştirilmektedir. Oysa MİT’in dışında Genelkurmay’ın, Emniyetin de istihbaratı bulunmaktadır. Peki, bunlar ne yaptılar, bu süreçte ve daha öncesinde? NATO’ya üye devletler içerisinde Türkiye, en çok ordu besleyen ikinci ülkedir, bununla da övünülmektedir. Askeri Savcı Ahmet Zeki Üçok’un deyimiyle, 40-50 tane dandik asker çıkmış, koca köprüyü kapamış. Uçaklar cayır cayır Meclis’i bombalıyor, Saray’ı, şurayı, burayı bombalıyor. Genelkurmay, Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Karargâhları işgal edilmiş… Sokakta bir tane asker yok. Türkiye Cumhuriyeti dünyanın en güçlü ordularının ilk 5’inde herhalde. Darbeyi engellemek için bir tane asker yok. Kimse yok ortada.”

Genelkurmay Başkanı ve diğer ordu komutanları yere yatırılıyor, elleri arkadan bağlanıyor, ağzı bir bezle kapatılıyor, kafasına tabanca dayatılıyor. Saat 16.00’da Genelkurmay’ın darbeden haberinin olmasına rağmen, bunlar olabiliyor. Bu kadar güçlü olduğu söylenen ordunun başında bulunan bir komutan kendisini ve Genelkurmay’ı koruyacak tedbirleri neden al(a)mıyor?

Genelkurmay’ın Özel Kalem Müdürü, emir subayı ve emir subay yardımcısı, koruma ekibi ihanetin içerisinde olmasına rağmen, Genelkurmay Başkanı’nın kendisi ve askeri istihbarat nasıl önceden bunların farkına varıp gerekli tedbirleri al(a)mıyor? FETÖ’cü ekip nasıl böylesine sinsice TSK’nın en gizli/en mahrem yerlerinde bir şebeke oluşturmayı becerebilmiş ve hiç kimse bunun farkına varamamıştır? Bunların sonucunda 15 Temmuz’da etrafı tamamen sarılmış bir Genelkurmay Başkanlığı… Her şeyi kontrol altında. Tüm hareketleri.. Yazışmaları.. Planları, programları… Emirleri, talimatları. Ve hayatı! Bunu düşünmek bile korkunç; ama ne yazık ki, bu bir gerçek!

Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, Akıncı (Mürted) Üssüne götürüldüğünde sabaha kadar bekletildiği, bu süre içerisinde ne konuşuldu, ne teklifler yapıldı ve sabahleyin nasıl bırakıldı? Bazı haberlerde operasyon yapıldığı söyleniyor, bu operasyon nasıl ve kim tarafından yapıldı, bu, belli değil? Operasyon yapılmış olsaydı, Org. Hulusi Akar’ı tutuklayıp götüren Tümgeneral Mehmet Dişli, nasıl olur da kendisiyle birlikte Çankaya Köşküne kadar gelebiliyor? Bazı haberlere göre ise operasyon yapılmadan bırakıldığı söylenmektedir. O zaman da neyin karşılığında ve niçin serbest bırakıldı? Mehmet Dişli’ye tutuklanmayacağına dair bir güvence mi verilmişti, yoksa kuzu kuzu niçin gelsin teslim olsun ki? Bu ve benzer sorular cevaplanmadan Akıncı (Mürted) Üssündeki Org. Akar ile ilgili durum aydınlanmış olmaz.

Peki, bütün bu olup bitenlerden sadece darbeciler mi suçlu? Elbette darbeciler suçludur, ama ya buna engel ol(a)mayan, zamanında gerekli tedbirleri al(a)mayan komutanlar da suçlu değil mi? Ülkenin güvenliğini sağlamakla görevli olanların kendi güvenliklerini bile sağlayamamaları nasıl ve ne ile izah edilebilir? Bütün bu olup bitenlerin karşısında ben de suçluyum, çünkü zamanında darbecileri engelleyemedim diyerek istifa eden ya da bunlar da suçludur diye hiçbir savcının harekete geçmemesi ilginç değil mi?

Ayrıca FETÖ grubunun büyümesine gelişmesine, beslenmesine ve kadrolaşmasına yardım eden, imkân hazırlayan; arsa, bina veren siyasi ve diğer görevliler de suçlu değil mi? Sadece biz yanıldık, millet bizi affetsin, hata yaptık, bir tiyatro izlemiş diyerek günah çıkarmak, bunları suçlu olmaktan kurtarır mı? Bunlara bir şey olmuyor ve kimse tutuklanmıyor. Ama bilmem hangi tarihte dershanelerine ya da okullarına gidenler veyahut onlarla bir şekilde ticaret yapmış olanlar bir bir tutuklanmakta: adeta cadı avı başlatılmıştır! Oysa o dönemlerde FETÖ grubuyla ilişkiye geçmeyenler, işe giremezlerdi, okul kazanamazlardı, doğru dürüst ticaret de yapamazlardı. Dolayısıyla işe girmek, iş kurmak, ticaret yapmak, bir üst makama terfi etmek, köşeyi dönmek, mahkemelerde, emniyet müdürlüklerinde işini halletmek isteyenler -haklı oldukları konularda bile- bunlara başvurmadan işlerini halletmeleri mümkün değildi. Hangi bakanın, hangi milletvekilinin, hangi bürokratın çocuğu bunların okullarına, dershanelerine gitmemiştir ki? Çünkü FETÖ grubu, o dönemlerde yükselen değerdi. Bunlara yaklaşan, bunların yanında gözükenlerin işleri bir şekilde halloluyordu. Ben, bu nedenlerle hiçbir bakanın, milletvekilinin, bürokratın çocuklarının gözaltına alındığını ve devlet kesesinden bina, arsa ve maddi yardımda bulunan hiçbir yetkilinin de gözaltına alındığını duymadım. Niçin?



C. Başkanı Erdoğan, istihbaratta zaaf var diyor, ama gereğinin yapılması için talimat da vermiyor. Niçin? Dereden geçerken at değiştirilmez, diyor. Bu söz, at varsa, dereyi geçebilecekse doğrudur? Ya derenin ortasında, seni dereye atacaksa? İşin üzücü tarafı, ülkeyi yöneten ekip, 21. yüzyılda halka bu korkuyu, bu endişeyi ve bu kadar katliamı yaşatmış olmasıdır. Buna kimin hakkı vardır? Zaten ülkenin bir bölgesi, 20 Temmuz 2015’den beri tam anlamıyla bir iç savaş yaşamaktadır, her gün şu kadar insan katledilmektedir; bunun suçunu sadece PKK’ya yüklemek, sivrisinekle uğraşmak gibidir. Elbette PKK, suçludur ve kanlı bir terör örgütüdür. Marmaris’e baskına giden komutan Gökhan Şahin Sönmezateş’in PKK’yla işbirliği yaptığı, PKK liderlerine yönelik operasyonlardan önce onlara ya haber gönderdiği ya da operasyon koordinatlarında sapma yaparak PKK liderlerinin kurtulmasını sağladığı, şimdilerde ortaya çıkıyor. Peki bu, neden daha önce anlaşılmadı, bunu anlayacak, ortaya çıkaracak istihbarat yoksa neden bu kadar istihbarat elemanı beslenmektedir?

Bu ülkede aynı kadrolar tarafından daha önce birkaç kez darbe girişiminde bulunulduğu herkes tarafından ama özellikle de C. Başkanı Erdoğan tarafından çok iyi bilinmektedir. 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı üzerinden yapılan ve bundan daha da önemlisi 17, 25 Aralık 2013’deki darbe girişimleri, aslında 15 Temmuz darbe girişimini haber vermekte idi. Ancak yetkililer bu konuda pansuman tedbirler dışında ciddi hiçbir girişimde bulunmamışlardır. Bütün bunlara rağmen Erdoğan, ‘yanılmışız, Rabbim ve Halkım bizi affetsin’, Mehmet Ali Şahin’in ve Melih Gökçek’in günah çıkarmaları, bu tür girişimlerin ve dolayısıyla gelecekte benzer girişimlerin tedbirlerini alamayacaklarını göstermektedir.[8] Yöneticiler sadece yol, köprü ve benzeri yatırımları yapmakla görevli değildirler. Elbette bunlar da gerekir, ama içeriden ve dışarıdan gelecek bu tür tehlikelere karşı da önleyici tedbirler almaları gerekmez miydi? Alındı denebilir mi, bu nasıl alınma ki, en yakınında bulunan insanlar darbe hazırlığı yaparken bunların haberi olmamıştır? Benzeri bir açıklamayı Çözüm Süreci ile ilgili olarak PKK için de söylenmişti. Devlet ile halk ile ilgili konularda bir yönetim bu kadar yanılma hakkına sahip olabilir mi? Üstelik bu yanılmada hata payı olanlardan hiç kimse ne istifa etmiştir, ne görevden alınmıştır ve ne de sorgulanmıştır? AKP Hükümeti ve yöneticileri bu konuda kendilerini sorgulamalı değil mi? Olup bitenlerin birinci derecede sorumlusu kendileri değil mi? FETÖ’yü suçlamak kolaydır, FETÖ’yü bu kadar güçlendiren, arsa veren, para veren, devletin bütün kadrolarını bunlara tahsis edenlerin sadece biz yanıldık, hata yaptık, bir tiyatro gibi izlemişiz demeleri kendilerini kurtarır mı? 240 civarında katledilen ve binlerce yaralanan ve tüyü bitmedik insanların geleceğini karartan, ekonomisini alt üst edenlerin vebalini, sadece FETÖ’ya yüklemek kendilerini kurtarır mı? FETÖ suçludur, tamam da FETÖ’nün ekonomik olarak ve kadrolaşma olarak bu kadar güçlenmesine devletin, tüyü bitmemiş çocukların imkânlarını seferber edenlerin hiç mi suçu ve günahı yoktur?



Bunca imkânlarla beslenen, yetiştirilen bu kadrolar nasıl oluyor da yıllardır böyle bir hazırlığın içinde olmalarına rağmen hiç kimsenin haberi olmamıştır? MİT, Emniyet ve askeri istihbaratlar ne yapmışlar, bunlar darbe hazırlığı yaparken! Sadece birlikte yatağa girmenin dışında sürekli bir arada olan başyaver ve diğer yaverler, emir subayları, özel kalem müdürleri nasıl olur da yıllarca kendilerini gizlemişler de bunlardan hiç kimsenin haber olmamıştır? C. Başkanı Erdoğan’ın Başyaveri Ali Yazıcı başta olmak üzere, diğer yaverleri, Muhafız Alayı’nın alayı, bu kadar dakik olan Erdoğan’ın gözünden nasıl kaçmış? Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Özel Kalem Müdürü Mehmet Dişli, emir subayı, Milli Savunma Bakanın özel kalem müdürü, bunların hepsi ve uzun zamandan beri talimatı FETÖ’den almasına rağmen nasıl olur da bunların haberi ya da bir şüphesi olmamıştır?

NOT: Suriye’de, bölgesel ve küresel işgalci güçler tarafından ümmetin yiğit evlatlarından onlarcası her gün katledilmektedir. Umuyor ve temenni ediyoruz ki, bu yiğitlerin akan kanları ümmetin uyanışına vesile olsun. Ankaralı Müslümanlardan Selman Gaffaroğlu bu yiğitlerdendi. Rabbim şehadetini kabul etsin.

Ayrıca 15 Temmuz’da, darbeye direnirken yüzlerce sivil insan katledilmiştir. CIA destekli darbeciler tarafından katledilen bütün Müslümanlara Allah’tan rahmet ve ailelerine baş sağlığı diliyorum

[1] 27 Mayıs 1960; Talat Aydemir ve arkadaşları 22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963; dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural’ın 1969; Cemal Madanoğlu, Doğan Avcıoğlu ekibinin 9 Mart 1971; Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve ordu komutanlarının 12 Mart 1971; dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’un 1977; Genelkurmay Başkanı Kenan Evren komuta kademesinin 12 Eylül 1980; Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve Komuta kademesinin 28 Şubat 1997;  2004 yılındaki Yakamoz, Ayışığı, Sarıkız, Eldiven; Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın 27 Nisan 2007’deki e-Muhtırası ve 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi olmak üzere 15 darbe ve darbe girişimi yapılmıştır.

[2] TSK’daki FETÖ yapılanmasına yönelik ilk operasyonu İzmir’de 7 Temmuz’da yapan ve hainlere korku salan savcı Okan Bato, 37 günde 300 kişinin tutuklanmasını sağladı. Örgütün asker, yargı, adliye, finans, iş dünyası, eğitim ve emniyet yapılanmasına yönelik operasyonlar sonucunda bin 240 kişi gözaltına alındı, 300 örgüt üyesi tutuklandı. 7 Temmuz’da FETÖ/PDY’nin TSK içindeki yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında aralarında Fetullah Gülen, gazeteci Tarık Toros ve FETÖ/PDY’nin üst düzey yöneticilerinin de yer aldığı 24 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Bato, Genelkurmay Başkanlığı’nın eski Adli Müşaviri Albay Muharrem Köse, Albay Mehmet Oğuz Akkuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başyaveri Albay Ali Yazıcı, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı komutanı Muhsin Kutsi Barış’ın da içinde yer aldığı çok sayıda subayla ilgili 16 Temmuz Cumartesi günü gözaltı işlemi yapmaya hazırlanırken, 15 Temmuz Cuma akşamı darbe girişimi gerçekleşti. İkinci dalga hazırlığını haber alan FETÖ’cülerin darbe girişimini bu nedenle erken tarihe çektikleri öğrenildi. Bkz; http://www.haber7.com/guncel/haber/2074320-ters-hilalli-bayrakla-fetoye-savas-acti

[3] Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şeref Malkoç, Başyaver Kurmay Albay Ali Yazıcı’ya güvenmediğini belirterek, “Son üç aydır mecbur kalmadıkça yanında tutmuyordu. Marmaris’e giderken yanına almadı” dedi. Bkz; http://www.diken.com.tr/basdanisman-malkoc-erdogan-yaverine-guvenmiyordu-marmarise-goturmedi/

[4] Org. Hulusi Akar, savcılığa verdiği ifadesinde Hakan Fidan’ın toplantıya katıldığından bahsetmiyor. Bkz; http://bianet.org/bianet/kriz/177204-hakan-fidan-darbe-girisimini-org-akar-a-haber-verdi-mi-vermedi-mi

[5] http://www.timeturk.com/mit-darbeden-saatler-once-uyardi/haber-206891

[6]http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/07/25/genelkurmay-baskani-hulusi-akarin-15-temmuz-gunu-ile-ilgili-savciya-verdigi-ifade; http://bianet.org/bianet/kriz/177204-hakan-fidan-darbe-girisimini-org-akar-a-haber-verdi-mi-vermedi-mi

[7] http://www.cankiribulteni.com/haber/4016/basbakanin-o-gece-cankiridaki-goruntuleri-kameralara-yansidi.html

[8] Yetkililerin benzeri açıklamalarını Çözüm Süreci dolayısıyla PKK ile ilgili olarak da söylenmişti. Bizler yanılabiliriz ama devleti yönetenler özellikle de devleti, halkı ilgilendiren konularda üstelik ‘ölüm-kalım’ gibi konularda bu boyutta yanılmaları affedilmez. Çünkü FETÖ grubunun bu kadar güçlenmesi bu iktidar döneminde olmuştur.

Genç Birikim Dergisi

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat