10.Yılında Irak İşgali ve Cezasız Kalan Suçlar


Murat KİRİŞCİ, 10.Yılında Irak İşgali ve Cezasız Kalan Suçlar

Murat KİRİŞCİ


A+ | Normal | A-


10 yıl önce ABD askerleri Irak'ı işgal etti; şehirler yerle bir edildi, kütüphaneler yakıldı, tarihi eserler yok edildi, Irak'ın her yerinde katliamlar yürütüldü, insanlık dışı işkenceler, tacizler ve daha niceleri... Bir toplumu yok etmekten beter eden 10 yıl... Gündüzleri gecelere karıştıran, gülüşleri nefretlerin ardına iten, çölün kumlarını çamurlaştıran,
vicdanları zincirden boşanmış vahşilere iğdiş ettiren, özgürlük adına özgürlükleri, insanlık adına insanlığı yok ettiren, talan, istila, vahşet dolu 10 yıl.

Aslında bu vahşet tablosunu 10 yılla sınırlandırmak anlamsız olacaktır. Tarihin her döneminde hemen hemen dünyanın her yerinde, insanın olduğu her noktada bu vahşete tanıklık etmek mümkündür. Batı dünyasının bu konuda sabıkası o kadar kalabalık ki neresinden başlansa oradan kan, gözyaşı, acı fışkırıyor.  20. yüzyılın başında ve ortasında dünya hâkimiyeti için yapılan savaşlarda milyonlarca insanın katledilmesi Batı'nın genetik saldırganlık kodlarında mevcut.

II. Dünya savaşı bittiğinde muzaffer ABD, dış politikasını vahşi bir saldırganlıkla tanımlamış, bazen açıktan bazen gizli askeri gücünü her yerde kullanmıştır. ABD yöneticileri, toplumu bu saldırganlığın doğal ve mecburi olduğuna, ABD özgürlüğüne ve yaşam tarzına karşı gelecek her tür tehdide önceden önlem almaları gerektiğine ikna etmiştir. ABD hegemeon bir güç olduğu için cephelerde savaşı kaybetse de masalarda kazanmış ve çeşitli propagandalarla kendi mutlak ve yenilmez bir güç ilan etmiştir. Hangi yönetim gelirse gelsin, ABD halkı sevdiklerini bilmedikleri topraklarda ölmeye gönüllü olarak göndermiş, her tür askeri felaketi bir zafer gibi algılamıştır.

Ancak hiçbir Amerikan vatandaşı, kendileriyle ilgili olmayan ve ülke bütünlüklerine hiçbir şekilde zarar veremeyecek topraklarda milyonlarca masum insanın neden katledildiğini, başka ülkelerin neden istikrarlarının bozulması için uğraşıldığını, neden kendilerinin fedakârlık göstermesi gerektiğini düşünmemiş, sorgulamamıştır. ABD yöneticileri ise sendeledikleri her çatışma-savaştan ders aldıklarını söyleyip söz vererek toplumdan destek ve fedakârlık istemekte ve "özgür dünya"ya karşı saldırıları önleme konusunda yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatmaktadır.

Vietnam, Afganistan ya da Irak işgallerinin ABD vatandaşlarının zihnindeki yerleri nedir? Vietnam halkı neden Amerikalı askerlerden acı çekti, neden infaz edildi, neden işkenceye tabi tutuldu? Neden en zor şartlarda yaşayan Afgan halkının hayatı daha da zorlaştırıldı, neden Afgan halkı katledildi? Neden Irak'ta yaşandı bu acı savaş? Ve neden tüm bunlar sansürlendi, suçluları cezalandırılmadı, neden üstü kapandı bu iğrenç olayların? Eğer istilalar, işgaller ve bu topraklardaki vahşet herhangi bir önyargı ve çarpıtma olmadan anlatılsa ne düşünürlerdi? Bu savaşları ortaya çıkaran, yürüten yöneticilerini en azından vicdanlarında hapsetmezler miydi? Olabilirdi, ancak ABD'nin politika yapıcıları bu gibi bilgileri belirsizleştirip, sinema sektörü aracılığıyla "kötülere" karşı savaşan "iyi" Amerikalıların cesareti ve yenilmezlikleriyle kendi savaş politikalarını gizlemeye çalışıyorlar, toplumlarını manüple ediyor algılarını yönlendiriyorlar.

Hukuk danışmanlarının Tony Blair ve Jack Straw'ı "uluslar arası hukukta en ciddi suç" kapsamında değerlendirilecek Irak işgali konusunda defalarca uyardıklarına dair gazetelerde çıkan haberler yapılanlara bakılınca hiçbir sonuç vermemiş olarak görülüyor. Nitekim Nurnberg hâkimleri en üst düzey uluslar arası suçun saldırganlık olduğunu, çünkü saldırganlığın içinde birikmiş bir kötülük olduğunu belirtiyorlardı. II. Dünya savaşının felaketinin ortadan kaldırılması ve Batılı ülkelerin birbirlerine saldırmazlık anlaşmaları yaparak kendilerini birbirlerine karşı korumaya almaları için çalışmaları BM Charter, Cenova Konvensiyonu ve Nurnberg İlkelerini imzalamaları için bu ülkelerin
liderlerini bir araya getirmişti. Aslında insanlığın geleceğinin bu savaşlarda yok olacağı net olarak görülmüştü, çünkü iki dünya savaşındaki silahların kitle imha etmedeki maharetleri, aynı zamanda doğaya verdikleri zarar ve sonunda atom bombasının etkileri bu korkularının nedensiz olmadığının açık ispatıydı. Ancak savaşlar bitmedi ve ABD bazen açıktan bir düşmanı karşısına aldı(Vietnam), bazen BM üzerinden saldırdı(Kore) ya da gizli savaşlar yürüttü(Orta Amerika). Ama II. Dünya savaşından bu yana geçen zaman yapılan bu savaşlar konusunda ABD Uluslar arası Adalet Divanı'nda bir kere ceza alarak Nikaragua'da savaş tazminatı ödemeye mahkûm edildi. Elbette tazminat cezasının çıkması bunu ödetmeye yeterli değildi ve böyle de oldu; ABD bu tazminatları ödemedi.  Tıpkı dönemin Başkanı Nixon'un Vietnam'a söz verip de ödemediği 3.3 milyar dolar gibi.

Soğuk Savaş sona erdiğinde tüm dünyada sanal bir beklenti oluşmuştu, barış gelecek diye, ama olmadı. ABD sapkınca güç gösterileri, dünya hegemonyasında tek olacağının verdiği gurur ve tüm dünyayı ABD'nin eyaleti yapacağına dair hezeyanlar her yeri kaplayınca aslında savaşın bitmediği aksine yeni ve daha sinsi bir şekilde alanlara indiği ortaya çıktı. Bu sanal beklentiyi haklı çıkaracak ve ABD'nin bundan sonra yapacaklarını haklı gösterecek bir tiyatroya ihtiyaç vardı ve o da gerçekleşti: 11 Eylül saldırıları. Barış bekleyen ve bu umudu her yere yayan insanlara öyle bir acı yaşatıldı öyle bir panik havası oluşturuldu ki terörle savaş adı altında yapılacak her türlü pis iş bu parametre altında meşrulaştı. BM tarafından yasaklanmış olan askeri müdahale mecburen(!) kullanılmak zorunda kalındı.

Her şeye rağmen en üst düzey uluslar arası suç olan saldırganlığa hala ceza verilemiyor ve BM bu konuda çok yetersiz kalıyor. Irak'ta 10 yıl içinde cezasız kalan bu suçlardan bazı kesitlere bakalım:

Irak işgalinin ilk yılında gelişigüzel 29.200 bomba ve füze atıldı ve bunlar yaygın bir katliam ve yıkım oluşturdu.

Irak Sağlık Bakanlığı'nın 2004 yılındaki raporunda ölenler sivillerin işgal güçlerine karşı duran direnişçilerden kat be kat fazla olduğunu ifade etti.

Epidemolojistler(1) sadece 2006 yılında önemsenmeyip göz ardı edilerek hastalık, kazalar ve bombalama eylemlerinde 650.000 civarında Iraklının öldüğünü bildirdi. Savaşın devam ettiği süreçte 2008 yılında bu sayının bir milyona ulaştığı tahmin ediliyor.

Irak işgalinin başından bugüne kadar ABD askerleri hiçbir kural tanımadı: Direnişçi olup olmamasına bakmadan insanları katletti. Yaralıları acımasızca öldürdü ve hatta yaralı kalıp kalmadığından emin olabilmek amacıyla katliam yaptıkları yerlerde cesetlere dahi işkence etti. Savaşabilecek yaşa geldiğini düşündüğü genç ve hatta çocuk yaştaki erkekleri direnişe katılabilecekleri gerekçesiyle öldürdü. Güvenlik gerekçe gösterilerek hemen hemen ülkenin her yerinde "ateş serbest" genel izni verildi ve böylece sokaklarda 360 derece dönerek her yere gelişigüzel ateş edip erkek, kadın, genç, yaşlı, çocuk, engelli, hasta birçok insanın yaralanmasına ve ölmesine sebep oldu.

ABD'nin Irak'ta kurduğu hapishanelerde yaygın ve sistematik işkence yapıldığı medya raporlarına yansıdı. 2004 yılında Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin Iraktaki 14 ABD hapishanesinde yaptığı 27 ziyarette hazırlanan rapor basına sızdırıldı ve raporun içinden insanlıktan çıkmış vahşilerin yaptığı işkenceler çıktı. Bu işkencelerin normal olduğunu, teröristlere(!) acımanın yanlış olduğunu ve daha fazla işkence yapılması gerektiğini ifade eden hapishane yetkilileri popüler "düşman" tanımı üzerinden işkence uygulamaya
devam edeceklerini ifade etti. İnsan Hakları Komisyonlarının da hazırladığı raporda bu işkenceler detaylarıyla anlatılmıştı ve ABD bu bilgilerin sızdırılması ve kamuoyuyla paylaşılmasından şikâyetçi değildi, çünkü bu sayede tüm dünyaya korku salıyor ve yıkılmaz-yenilmez olduğunu kanıtlıyordu.

Hapishanelerde sistematik olarak uygulanan işkencelerin en bilinenleri ve raporlarda en sık olarak karşılaşılanları; suya yatırma, mahkûmları dayanılmaz derecede acı veren ve askılarda tutarak öldürücü pozisyonlarda tutmak, aşırı sıcak-aşırı soğuk şoklar, uykusuz bırakma, açlık, susuzluk, tıbbi müdahale yoksunluğu, elektrik şokları, tecavüz ve cinsel sapkınlıklar, yakma, bıçak ile kesme, yaralamalar, bütün silah çeşitleriyle dayak, cinsel aşağılama ve aile bireylerine tehdit vs. Ancak bu işkenceleri yapanlar görevlerini yaptıkları ve emirleri uyguladıkları için ceza almıyorlar. Human Rights First(HRF)'ün "Komuta sorumluluğu" raporunda Irak ve  Afganistan'da ABD'li askerler tarafından gözaltına alınan 98 kişinin ölümleri incelenmişti. Bu rapora göre en az 12 kişi sistematik işkence ile öldürülmüş, 26 kişinin ölümünün cinayet olup olmadığı sürüncemede kalmış ve 48 kişinin ölümü ise resmi sorgulamaya bile alınmamıştı. HRF, kıdemli subayların emir vererek işledikleri korkunç suçları kanun dışında bırakabilmek için makamlarını kötüye kullandıklarını tespit etti. İşkencelerin en üst düzeyde yetkililerin emri ve izniyle yapılmış olmasına rağmen binbaşı rütbesinden daha üstte hiçbir
yetkilinin suça karıştığı tespit edilemedi ve en ağır ceza 5 ay hapis olarak kaldı.

ABD tarafından silâhaltına alınan, eğitilen ve görevlendirilen en az 27 Irak Özel Polis Komanda Birliği Bağdat başta olmak üzere hemen hemen her yerde 2005 ve 2006 yıllarında on binlerce erkek ve genç çocuğu gözaltına aldı, işkence etti ve öldürdü. Her ay Bağdat morguna getirilen yaklaşık 3.000 ceset Iraklı bir İnsan Hakları Grubu'nun ABD destekli güçler tarafından kaçırıldığını iddia ettiği kimliklerle %92 oranında eşleşti.

Bu anlatılanlar Irak'ta yaşanılan acıların kaçta kaçıdır bilinmez ama işgal, istila ve işkence gören insanların çektiklerinin %100 vahşet olduğu açıktır. ABD ise askerlerinin 11 Eylül ile kafalarını yıkıyor ve bu saldırının sebebi olarak gördüğü topraklardaki herkesi terörist olarak damgalayarak askerlerinin daha vahşi, daha acımasız olmasını sağlıyor. Ünlü ABD araştırma şirketi Zogby'nin 2006 yılında yaptığı ankete göre savaşın ilk üç yılında Irak'taki ABD askerlerinin %85'i görevlerinin 11 Eylül saldırılarındaki Saddam'ın rolüne karşılık intikam almak olduğunu düşünüyordu. Evet, işletilemese bile ABD'ye rağmen hala saldırganlık bir suç, ister askerlerle, ekonomiyle, siyasetle işgale olsun ister insansız hava araçları ile saldırı yapılsın fark etmiyor.Tüm bu yaşananlar, ortaya çıkan problemlere rağmen ne ABD ne de dünya kamuoyu yapılanların yanlış olduğunu söyleyemiyor ve bu suçların cezasız kalmaması gerektiğine dair bir itirazda bulunmuyor. Egemen güç odakları ise tüm suçların delillerini karatmaya, bilgilerin izlerinin belirsizleştirilmesine, yani mızrağı çuvala sığdırmaya çalışıyorlar. Sorulur elbet bu yapılanlar onlara da bir gün...

(1) Epidemiyoloji, toplumdaki hastalık, kaza ve sağlıkla ilgili durumların dağılımını, görülme sıklıklarını ve bunları
etkileyen belirteçleri inceleyen bir tıp bilimi dalıdır.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat